Kuşburnu Faydaları

C vitamini şampiyonu
C vitamini zengini, polifenoller ve antioksidanlar sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiren kuşburnu zengin vitamin ve minerallere sahip. Likopen ve A, B, E, K vitaminlerinin yanı sıra magnezyum, demir gibi değerli mineralleriyle vücut direncini artırıyor, sinir sisteminde, hücre yenilenmesinde fayda sağlıyor.

Kabızlık çekiyorsanız
Ülkemizde her mevsim yetişebilen kuşburnu, kabızlık şikayeti çekenler için doğal bir şifa kaynağı. Birçok hastalığa fayda sağlayan kuşburnunun içeriğindeki pektin, laktasif etkiye sahip. Yani bağırsakların fazla çalışmasından ötürü ortaya çıkacak ishal benzeri etki yaratıyor. Böylece düzenli tüketildiğinde kabızlığı gideriyor ve sindirimi kolaylaştırıyor. Bağırsak parazitlerini düşürüyor.

Şekersiz marmeladını tüketin
Kandaki kötü kolesterolün düşürülmesi ve iyi kolesterol seviyesinin yükselmesinde faydalı olan kuşburnu, bu sayede kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyor. Kuşburnunu çay olarak demleyip tüketebileceğiniz gibi, şekersiz marmeladını yaparak da faydalanabilirsiniz.

Kanser hücrelerin büyümesine karşı
Sağlıklı hücreleri kanserli hücrelere dönüştürerek zarar verebilen serbest radikallere karşı güçlü bir koruyucu olan kuşburnu, içeriğindeki güçlü antioksidanlarla kanser hücrelerinin büyüme ve gelişmesini de engelliyor.

Kan hastalığınız varsa dikkat!
İçeriğindeki K vitamininden dolayı kuşburnu kanın pıhtılaşmasına yardımcı oluyor. Bu nedenle damar içinde kan pıhtısının oluşması ve kan akımının engellenmesi olarak adlandırılan tromboz ve toplardamar iltihabı, tromboflebit gibi sorunları olan hastaların dikkatli tüketmesi gerekiyor.

Kansızlığı önlemeye yardımcı
Türkiye’de özellikle kadınlarda ve çocuklarda demir eksikliğine bağlı kansızlık çok yaygın bir sorun. Gıdalarla alınan demirin serbest hale geçerek vücutta kullanılmasına yardımcı oluyor. Bu sayede demir eksikliğine bağlı oluşan kansızlığı önlüyor. Çocukların büyüme ve gelişmesinde de faydalı ama ölçüyü kaçırmamak kaydıyla! Doktoruna danışmadan 1 yaşından küçük çocuklara verilmemeli.

Katarakt düşmanı
Kuşburnu püresinde bulunan önemli bir karotenoid olan likopen sadece kataraktın değil aynı zamanda diğer göz hastalıklarının da başlangıcı ve ilerlemesinde koruyucu etki gösteriyor.

Yaşlanma karşıtı
Kuşburnu A vitamini açısından zengin oluşuyla cildin elastikiyetini korumasını sağlıyor ve yaşlanmasını geciktirici etki yaratıyor. Kolajen seviyesini de artırıyor. Yara izleri ve akneleri gideriyor. Kuşburnunun çekirdekleri, gamalinoleik asit (GLA) yönünden zengin. Gamalinoleik asit, cilde canlılık kazandırıyor ve güneş kaynaklı yanıklarda da fayda sağlıyor.

Kireçlenmenin doğal ilacı
Son yıllarda yapılan çalışmalar kuşburnunun iltihap oluşumunu önleyici özelliğe sahip olduğunu gösteriyor. Kuşburnu tüketimi dizde kireçlenme, eklemlerde kıkırdak dokunun yapısında bozulma, kıkırdakta incelme ve aşınmanın ortaya çıkardığı osteoartrite bağlı ağrıların azalmasında etkili. Ayrıca günümüzde pek çok kişinin ortak sorunu olan dizde sıvı kaybına da kuşburnunun iyi geldiği yapılan çalışmalarda kanıtlanmış durumda.

Kış aylarında cildimizi korumak için 12 öneri

cilt-bakimiCilt kuruluğuna karşı nemlendirici

Su içmek ve sıvı almak genel sağlığımız için yararlı olsa da cilt kuruluğunu önlemede yeterli gelmiyor maalesef. Nemi cilde hapsetmenin en etkili yolu ise bölgeye uygun bir nemlendiriciyi cilde düzenli olarak uygulamak. Tercihen her akşam cildinize nemlendirici sürmeyi ihmal etmeyin. Kış aylarında kullanacağınız nemlendiricilerin yaz aylarında kullandıklarınıza nazaran daha yağ bazlı (merhem yapısında) olmasında fayda var. Böylelikle nemlendirici cilt yüzeyinde koruyucu bir tabaka oluşturabiliyor ve nem kaybını engelleyebiliyor. Ayrıca nemlendirici ürünlerde önemli olan marka ve ürün fiyatı değil, nemlendiricinin cildin ihtiyacını karşılayabilmesi, düzenli kullanılması ve cilt henüz kurumadan önce nemliyken uygulanması. Çünkü sanılanın aksine kuru cilde nemlendirici uygulamak çok da faydalı olmuyor.

Oda sıcaklığını 20-26 derece arasında tutun

Evin içindeki nem oranını yüzde 30-50 civarında tutun. Oda ısısını da 20-26 derece arasında sabitleyin. Evinizde nemli ortam yaratmak üzere evde hava nemlendiren bir cihaz kullanabilir veya kalorifer üzerine su dolu kap yerleştirebilirsiniz. Şömine, soba veya kalorifer gibi ısı kaynaklarının önünde terleyecek kadar uzun süre oturmamaya da özen gösterin, çünkü terlemek de sıcak suyla yıkanmak gibi deriyi kurutan bir faktör.

30 koruma faktörlü krem kullanın

Güneşli veya karlı günlerde ve kayak aktiviteleri sırasında dışarı çıkmadan yarım saat önce yüzünüze en az 30 koruma faktörlü güneşten koruyucu krem sürmeli ve gerektikçe bu işlemi tekrarlamalısınız. Soğuk ve rüzgârlı havalarda yüzünüzü, polar bir kaşkol ile korumayı da unutmayın.

Duşta uzun kalmayın

Haftada en fazla 3 kez ve ılık suyla duş (36.5-40.5 0C) almaya özen gösterin. Her gün yıkanmak, sıcak suyla yıkanmak veya yıkanma süresini uzun süre tutmak deriyi kurutan yanlış uygulamalar. Bu nedenle duş süresini 5-10 dakikayla sınırlandırın.

Kese ve lif yapmayın

Kurutucu yan etkileri nedeniyle kese-lif işlemlerinden ve vücut jellerinden uzak durmaya özen gösterin. Vücut jeli yerine nemlendirici özelliği yüksek olan, hassas ciltlere yönelik bir krem temizleyici tercih etmeli ve cildinize çıplak elle sürmelisiniz.

Bol giysiler tercih edin

Kış aylarında naylon, sentetik, polyester veya yünlü giysiler yerine cildin kurumasını ve kaşınmasını önleyen pamuklu ya da pazen giysiler kullanın. Aynı nedenden dolayı dar giysiler yerine bol giysiler tercih etmenizde de yarar var.

Soğukta cildi yıpratan uygulamalar yapmayın

Tıbben gerekli haller dışında, özellikle kuru cildi sahipseniz, soğuk havalarda cildi yıpratan ve kurutan uygulamalardan (maske, peeling, alkol-bazlı tonik, jel yapısında kozmetikler, temizleyici mendil vs.) uzak durmanızda fayda var. Bu tür uygulamalar cilde beklenen yarar yerine beklenmedik zarar getirebiliyor.

Yüzünüzü günde iki kez yıkayın

Yüzünüzü cilt temizleyicisiyle günde 2 kez nazikçe yıkayın ve nemlendiriciyi cildiniz henüz nemliyken sürün. Yüzünüzü banyo dâhil günde 2 kez temizlemeniz yeterli olacaktır. Nemlendiriciyi düzenli uygulamanız ve yaz aylarında kullandığınız yüz nemlendiricilerine nazaran biraz daha yağlı olması önem taşıyor.

Sıvı sabun kullanmayın

El ve ayak derisi yağ bezlerinden fakir oldukları için kış aylarında kuruluğun en sık görüldüğü deri bölgelerini oluşturuyorlar. Ellerinizi temizlerken sıvı sabun kullanmayın. El yıkama sırasında kalıp sabun kullanmalı ve el yıkama sıklığını günde 5-6’ya indirmelisiniz. Deterjan, çamaşır suyu, tuz ruhu, kolonya, ıslak mendil ve antiseptik solüsyonlar gibi deriye zarar veren maddelerle temastan da kaçının. Nemlendiricileri her el yıkama sonrasında ve gün içinde ihtiyaç hissettikçe sürmeye özen gösterin. Gece yatarken ellerinize nemlendirici sürüp pamuklu eldiven giyerseniz nemi deride hapseder ve yumuşacık ellere kavuşursunuz.

Eldivenden önce nemlendirici sürün

Elleriniz eldiven içinde terleyecek kadar uzun kalmamalı ve eldivenle günde 2 saatin altında iş yapmalısınız. Her 15-20 dakikada bir ellerinizi eldivenden çıkarmalı, nemlendirici sürmeli, 5 dakika havalandırılmalı ve sonra yine eldivenle işinize devam etmelisiniz. Soğuk havalarda evden çıkmadan önce bir kat nemlendirici üzerine yün olmayan, polar, anorak, deri veya süet eldiven giymeyi de unutmayın.

Ayağınıza ponza taşı uygulayın

Ayak derisindeki kalınlaşma ve nasırlaşmaları haftada bir, ölü deriyi uzaklaştıran törpü ile ponza taşı gibi yöntemlerle giderin. Her banyo sonrası ayağınıza nemlendirici uygulayın. Gece yatarken de ayaklarınıza nemlendirici sürüp pamuklu çorap giyebilirsiniz.

Dudaklarınızı koruyun

Kış aylarında en çok kuruluk hissedilecek deri bölgelerinden biri de dudaklar. Dudak yalama davranışından kaçının ve günde birkaç kez koruyucu bir dudak merhemi uygulayın. Bu uygulama dudaklarınızı şiddetli çatlama, egzama ve ikincil enfeksiyonlardan koruyacaktır.

Nasıl Giyinmeliyiz ?

Soğuk koşullar için dizayn edilen “baz katman” (base layer) termal iç giyim için temel bir terimdir. Bu tür giyimler tipik olarak, nemi (ter gibi) ciltten çabuk uzaklaştıran  ve çabuk kuruyan sentetik kumaşlardan yapılır. Neredeyse bütün önemli outdoor imalatçılarının, en azından uzun kol fermuarlı üst, uzun kol yuvarlak yaka üst ve pantolondan oluşan baase layer giyim sınıfı vardır. Base layer sadece termal iç giyim değildir. O aynı zamanda başka bir şey giymenin çok sıcak olduğu durumda bir dış katman olarak da önerilir.

Açık alanda aktivite halinde iken vücudunuz ısınır. Vücut bu ısı yükselmesini ter üreterek dengeler. Ter buharlaşarak etkin bir serinlik sağlar. Genede bu nem yeter, kadar hızlı buharlaşamaz ve gerçekte vücudunuz ter içinde kalır. Sorun yavaşladığınızda veya durduğunuzda başlar. Cilt üzerinde biriken nem, artık ihtiyacınız olmadığı halde vücudunuzu serinletmeye devam eder. Bu durum soğuk almanıza ve hatta hipotermi’ye (vücut ısısının normalin altına düşmesi) neden olabilir.

  1. Katman: Baz Katman / Uzun İç Giyim

Bu katmanda pantolon ve fanilanın fonksiyonu sizi kuru tutmak, sıcaklık temin etmek ve bütün gün konfor sağlamaktadır.

Model

En popüler kombinasyon, soğuktan koruyucu ribana manşetli pantolon ve uzun kold faniladır.

Vücut Uyumu

Base layer giysileri nemi etkin şekilde emebilmesi için vücuda ilişik giyilmelidir. Genellikle normal ölçünüze uymak en iyisidir. Sıkı giysiler hareketinizi kısıtlar ve gevşek giysiler toplanma yapar ve rahatsız edicidir.

Fonksiyonel Gereksinimler

Kumaş ve fiber teknolojisinde gelişmeler gerekli yumuşaklığı temin etmiştir. Fonksiyonel kumaşlar teri giysinin dışına taşıyarak vücuttan uzaklaştırır. Ter giysi dışında daha çabuk buharlaşır. Nem transfer edici fonksiyonel içlik giydiğinizde, bu kumaş ile üstüne giydiğiniz koruyucu giysi arasında kuru ve sıcak bir alan oluşturulur. Giyside kullanılan kumaşın ağırlığı ve hacmi temin ettiği sıcaklık belirler. İyi bir base layer için gerekli olmasada, bazı modeller anti-bakteriyel ve ilave özelliklere sahiptir.

Kumaşlar

 Sentetikler: Fonksiyonel iç giyim için en iyi seçim sentetik kumaşlardır. Bu kumaşlar, nem kontrolü, yumuşaklık ve termal özellikler konusunda iyi bir kombinasyon sağlar.

 İpek: İpek özellikle hafif ürünlerde kullanılır. Bu kumaş yumuşak, sağlam nem transfer eden fiberdir.

 Yün: Yün fiber doğal olarak nemi dışarı atar.

 Pamuk: Pamuk giysiler ilk giyildiğinde sıcak, yumuşak ve rahattır. Fakat pamuk nemi emip tuttuğu için fonksiyonel iç giyimler için tavsiye edilmez.

  Karışımlar: Bu fiberlerin karışımı farklı koşullara uygun en iyi özellikleri sunar.

  1. Katman: Koruyucu Üst ve Pantolon

Bu katmanda giysinin temel fonksiyonu sizi sıcak tutmaktır.

Modeller

Bu katman kazak, sweat shir ve yelek gibi çeşitli üst giyimden oluşur. Nem emme  ve tutma eğiliminden dolayı pamuk giysilerinden kaçınılmalıdır. Bu giysilerin kolaylıkla günlük giyime uyması için model de faktördür.

Vücut Uyumu

Bu giysiler hareket rahatlığı için bol olmalıdır. Fakat aynı zamanda mont ve pantolon altında sarkık ve pot durmamalıdır.

Fonksiyonel Gereksinimler

Koruyucu giysiler farklı kumaş ve ağırlıkta olurlar. Bunlar sundukları sıcaklık derecesinde etkilidir. Nem transferi, bir kumaş yada fiber’in teri hızla buharlaşması için baz katmandan dış katmana iletme kabiliyetidir. Bu, teri cildinizden uzak tutarak vücudunuzun sıcak kalmasında daha etkili olacaktır. Çok ağırlık ve hacim olmaksızın sıcaklık temini genel konfor açısından ve özellikle hareket kolaylılığı için önemlidir. Doğal esnekliği olan veya likralı giysiler daha özgür hareket kabiliyeti tercih edenler için iyidir.

Kumaşlar

  Fleece: Sentetik fleece’ler koruyucu giysiler için en çok kullanılan kumaşlardır. Çok ağırlık ve hacim olmaksızın sıcaklık temin etmesine ilaveten, iyi nem transfer eden kumaşlardır. Fleece aynı zamanda makinede yıkanabilir ve sürekli yıkama ve giyimde formunu korur.

  Yün: Bu fiber doğal olarak sıcak tutar ve nemi transfer eder. Yün genelde hacimli olduğundan az tercih edilir. Kolay çeker ve geç kurur. Bazıları için alerjiktir.

  Pamuk: Nemi emen ve tutan bir kumaş olduğu için tavsiye edilmez.

  1. Katman

Bu dış katmanlar karşılaşacağınız aşırı ortamlardan koruyucu mont, parka ve pantolonlardan oluşur. Bu giysiler rüzgar ve su geçirmez ve nefer alabilen kumaşlardan yapılmalıdır.

Rahim ağzı kanseri riskiniz nedir?

Rahim ağzı, rahmi dış ortama bağlayan ince boyun kısmına verilen isimdir. Direkt olarak dış ortamla ilişkilidir. Dışarıdan gelen her türlü Mikrobik ve kimyasal ajanlara karşı doğrudan ilişki içindedir. Bu yüzden dışarıdan gelebilecek herhangi bir enfeksiyon burada bir takım değişikliklere yol açabilir. HPV denilen ve cinsel yolla bulaşan bir virüs, cinsel ilişki sonrasında rahim ağzındaki hücrelere yerleşebilir ve bu hücreler içerisinde bir takım kontrolsüz büyümelere yol açabilir. Rahim ağzı kanseri bu virüs tarafından meydana gelen kontrolsüz büyümedir. Rahim ağzı kanseri belirtilerini ve tedavisini Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör anlattı.

Rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı nedir?

Rahim ağzı kanseri kadınlar arasında ikinci sıklıkta görülen kanserdir. Her yıl dünya genelinde 500 bin yeni olgu ortaya çıkmaktadır. Ve yine her yıl 250 bin kişi bu kanser nedeniyle hayatını kaybeder. Rahim ağzı kanseri Türkiye’de kanserler arasında ise 8’inci sıradadır. Her yıl 1500-2000 civarında kadın bu kanserden dolayı hayatını kaybeder. Oysa rahim ağzı kanseri, önlenebilir bir kanserdir. Özellikle tarama ve aşı programları sayesinde bu kanserden korunmak mümkün.

Rahim ağzı kanserine sebep olan HPV virüsü nasıl bulaşır?

Rahim ağzı kanserine yol açan HPV enfeksiyonu cinsel yolla bulaşır. Cinsel ilişki sonrasında virüs rahim ağzı hücrelerinin içine yerleşir. Kadınların yüzde 50-80’i, hayatlarının bir döneminde HPV enfeksiyonu ile karşılaşabilirler. Bağışıklık sistemimiz yüzde 90 ihtimalle bunları ihtimalle bunları 12-18 ay içinde ortadan kaldırır. HPV enfeksiyonu yaşamış olmak demek rahim ağzı kanseri olunacak anlamına gelmiyor. HPV enfeksiyonlarının kanserojen tipli olanları rahim ağzı hücrelerinde genetik değişikliklere yol açıp kanserojen değişikliklere götürebilirler. Bu süre yaklaşık 10-15 yıl kadar sürer. Dolayısıyla takip ve tarama yöntemleriyle hekimler, kanser olunmadan kanseri tespit edip önleyebilirler.

Rahim ağzı kanserinin semptomları

Rahim ağzı kanserlerinin erken dönemlerinde herhangi bir belirti görülmez. Genellikle erken dönem rahim ağzı kanserleri yapılan smear testleri sonrasında tesadüfi olarak tespit edilir. Eğer smear testi yaptırmıyorsanız rahim ağzı kanserleri erken dönemde tespit edilemeyebilir. İlerlemiş rahim ağzı kanserlerinde ise septomlar genellikle akıntı ve kanama şeklinde olabilir. Kanamalar ilişki sonrasında damla kanama şeklinde de olabilir kötü kokulu bir akıntıyla beraber gelen bir kanama şeklinde de olabilir. Eğer kanser çevre dokulara yayılmışsa o zaman da idrar ve dışkılama bozuklukları meydana gelebilir. Bacak ağrıları, şiddetli bel ve kasık ağrıları da görülebilecek belirtiler arasındadır.

Rahim ağzı kanseri tedavisi

Rahim ağzı kanseri tanısı konulduğunda ilk olarak hastalığın hangi evrede olduğu tespit edilmeye çalışılır. Eğer hastalık sadece rahim ağzı ile sınırlı olduğu, erken evrede olduğu düşünülüyorsa cerrahi tedavi uygulanır. Bu cerrahide vajenin üst kısmı, rahim ağzı ve rahim, gerekirse yumurtalıklar, rahmin etrafındaki dokular ve lenf bezleri çıkmak zorundadır. Bu tedavi tam olarak yapıldığında kişinin yaşam süresi uzar. Buradan alınan bölümler incelendiğinde rahim dışına çıkmış bir kanser yayılımı söz konusuysa kişinin radyoterapi ve kemoterapi ek olarak alması gerekebilir. Bazı durumlarda ise görüntüleme tetkikleri ve muayene esnasında hastalığın ileri evrede ve yayılmış olduğu baştan düşünülebilir. Bu durumlarda ise hiç cerrahi yapılmaz. Doğrudan radyoterapi ya da kemoterapi uygulanır.

 

Rahim Ağzı Kanseri Riski Nasıl Öğrenilir

 

Rahim ağzı kanseri önlenebilir kanser türlerinden bir tanesi. Hastalığın önlenmesinde en kritik nokta ise kişinin hastalığı yakından tanıması ve olası belirtileri fark ettiğinde doktora başvurması. Rahim ağzı kanserinde genetik yatkınlık da önemli olduğu için yakınlarında bu rahatsızlık olanların, belirti beklemeden kontrole gitmesi önem taşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Osman Temizkan, aşağıdaki sorulardan herhangi birine yanıtı “evet” olanların doktora başvurmasını öneriyor.

Birinci derece yakınlarınızda (anne, teyze, hala ve kız kardeşler) rahim ağzı kanseri olan var mı?
Cinsel ilişki sırasında veya sonrasında kanamanız oluyor mu?
Genital siğil veya cinsel yolla bulaşan infeksiyonunuz oldu mu? (genital herpes, HPV, genital siğil, virus, diğer)
Adet dönemi dışında damla şeklinde de olsa kanamalarınız oluyor mu?
Kötü kokulu, tekrarlayan veya geçmeyen vajinal akıntınız var mı?
Cinsel ilişki sırasında agrınız olmaya başladı mı?
Anormal smear test sonuçlarınız var mı?

HPV virüsünün neden olduğu rahim ağzı kanseri nedeniyle her yıl 250 bin kadın hayatını kaybediyor. İhmal edilmesi halinde can kayıplarına neden olan HPV virüsünün 200’den fazla türü bulunuyor ve bu virüs cinsel yolla bulaşıyor. HPV virüsü, rahim ağzı kanserinden dil ve bademcik kanserine dek birçok kansere yol açabildiği gibi, kanser HPV virüsü alındıktan yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Oysa dünyada kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanseri önlenebilir kanser türlerinden biri. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Bülent Arıcı, rahim ağzı kanserinden korunmak amacıyla yapılan smear, thin-prep ve CO-test hakkında bilgiler verdi.

Smear testi

Smear testi rahim ağzından sitolojik inceleme amaçlı sürüntü alma işlemidir. Bu test rahim ağzı kanserine dönüşebilecek hücresel değişiklikleri saptamaya yarayan en pratik ve en iyi tarama yöntemidir. Böylece erken tanıyla rahim ağzı kanserinden korunmak mümkün olur.

Smear testi yapmaktaki amaç rahim ağzında kanser olmayan fakat fark edilmezse uzun yıllar sonra kansere dönüşme riski olan bazı lezyonları erkenden fark etmektir. Böylelikle erkenden tespit edilen bu lezyonlar tedavi edilir ve kansere dönüşmeden ortadan kaldırılır.

Smear testi nasıl yapılır?

Jinekolojik muayene sırasında özel bir çubukla rahim ağzındaki hücrelerden sürüntü şeklinde bir örnek alınır. İşlem aynen alttan muayene olur gibi jinekolojik muayene pozisyonunda ve jinekolojik muayene masasında yapılır. Muayene aleti (spekulum) takılır ve ufak bir çubukla rahim ağzından sürüntü alınır. Parça alma, parça koparma gibi bir işlem değildir, çubuk rahim ağzına sadece sürülür. Kişi, smear alınırken ağrı hissetmez. İşlem yaklaşık 1-2 dakika sürer.

Alınan sürüntüdeki hücrelerin cama sürülmesinden sonra üzerine sprey sıkılarak sabitlenir ve incelenmesi için patolojiye gönderilir. Bu sırada hücreler ezilir, katlanır, kan,mukus ve koyu akıntı içerisinde kalabilir. Bunlar sitopatoloğun mikroskopik incelemesini sınırlayan / zorlaştıran etkenlerdir. Yüzde 25 oranında yanlış sonuç verme ihtimali mevcuttur.

Thin-prep testi nedir?

Bu yöntemde çubukla alınan sürüntü cam üzerine sürülmez. Bu teknikte örnek bir sıvı içerisine toplandıktan sonra işlenirken kan, akıntı, iltihap hücreleri ortamdan uzaklaştırılır ve sitopatolog mikroskopta yalnızca rahim ağzından dökülen hücreleri inceleme imkanına sahip olur. Bu yöntemin 4 kez daha fazla duyarlı olduğu ve daha doğru sonuç verdiği yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Yanlış sonuç verme ihtimali yüzde 4’tür.

Test öncesi öneriler

Smear alınmasından önceki 2 gün süresince cinsel ilişkide bulunulmamalı. Vajinal ilaç, ovül, fitil, krem, sprey, tampon kullanılmamalıdır. Vajinal duş yapılmamalıdır yani vajina içerisi yıkanmamalıdır. Adet zamanı smear alınamaz. Kan, smear’in değerlendirilmesini engeller.

CO-test nedir?

Serviks kanseri taramasında smear testi ve HPV testinin aynı anda yapılması ve değerlendirilmesine cotest denir. Smear için alınan sürüntüden HPV DNA testi de çalışılır, HPV için ayrı bir sürüntü veya parça alınmasına gerek yoktur. İkisinin birden değerlendirilmesi sadece smear değerlendirmesine göre daha güvenilir sonuç verir, bu nedenle günümüzde 30-65 yaş arası kadınlara sadece smear testi yarine CO-test ile tarama daha çok önerilmektedir (HPV testi yapma imkanı varsa).

CO-test sonucunda smear testinin sonucu yani sitolojik değerlendirme ve HPV testi kombine halde değerlendirilir. Örneğin smear testinde anormallik izlenmesi ve aynı zamanda yüksek riskli HPV tiplerinin pozitif saptanması yüksek riskli bir durumu işaret eder ve buna göre tedavi planlanır. Ancak smear sonucu anormal olan bir kadında HPV DNA saptanmamışsa bu çok daha düşük riskli bir durumu ifade eder, tedavi veya takip de bunla orantılı olarak daha ılımlı şekilde planlanır. Hem smear hem de HPV DNA testinin normal görülmesi en risksiz durumu işaret eder.

Hangi test, kimlere, hangi yaşlarda yapılır?

Smear testine 21 yaşından itibaren başlanmalıdır. 21 yaşına kadar cinsel ilişkide bulunmamış kadınlara cinsel ilişki başladıktan sonra smear tahlili yapılmaya başlanır.
21 yaşından önce cinsel ilişkide bulunmuş kadınlarda smear testine yine 21 yaşında başlanır.
21-30 yaş arasında 3 yılda bir smear testi yapılması önerilir.
30 yaşından sonra smear testi ve HPV testi birlikte yapılır ( CO-test ). CO-test 30 yaşından 65 yaşına kadar 5 yılda bir yapılmalıdır. Eğer HPV testi imkanı yoksa yani CO-test yapılamıyorsa bu durumda sadece smear tahlili 3 yılda bir yapılmaya devam edilir.
30 yaşından küçüklere HPV testi yapılmamalıdır.
Ameliyatla rahim ve rahim ağzı tamamen alınmış olan kadınların ameliyattan sonra artık hiçbir zaman smear aldırmasına gerek yoktur. Yalnız rahim ağzında CIN 2, CIN 3, HSIL, AIS, serviks kanseri gibi patolojiler saptanan kadınlarda ameliyattan sonra da smear takibine devam edilir.
Bazı durumlarda ameliyatla sadece rahim alınır ancak rahim ağzı alınmadan bırakılır. Bu durumda rahim ağzı durduğu için smear takipleri aynı şekilde yapılmaya devam edilmelidir. Rahim ameliyatı geçiren kişilerin rahim ağzının da alınıp alınmadığı konusunda doktorlarından net bilgi almaları önemlidir.
CIN 2, CIN 3, HSIL, AIS saptanan kişilerde smear takibine en az 20 yıl daha devam etmek gerekir, bu durumda 20 yıllık süreçte hasta 65 yaşını geçerse takip sonlandırılmaz, 20 yıl dolana kadar takibe devam edilir.
HPV aşısı olanlar da hiç aşı olmamış kadınlarda aynı şekilde smear ve HPV testi ile takiplerine devam etmelidir.
Smear testinin pap-smear şeklinde konvansiyonel veya thin-prep şeklinde yapılması test sıklığını değiştirmez.

Hafızayı Güçlendirmek İçin 5 Tavsiye

1.) İyi ve Kaliteli Beslenmeliyiz

Bazı besinlerin beyin fonksiyonlarını güçlendirici etkisi vardır. Ayrıca kan şekerinin düşmesi zihinsel performansı azaltır. Günlük beslenmede üç ana öğünün arasına en az iki ara öğün koymak kan şekerini dengeleyerek hafızanızı destekler. Ama hafızanızı güçlendirmek istiyorsanız, tek başına besinlerden mucize beklemeyin. Öğünlerinizi her besin grubundan dengeli olarak seçmeye özen gösterin. Beslenmenizde hafıza dostu vitamin ve mineralleri gerektiği kadar tüketmek önemlidir… Selenyum, omega 3, folik asit, B6, B12, C ve E vitamini gibi antioksidanlar beyindeki zararlı maddeleri temizleyerek hafızayı destekler.
Folik asit yeşil yapraklı sebzelerde, B12 kırmızı ette, B6 tahıllı ürünlerde, Omega 3 balıkta bulunur.
Selenyum kümes hayvanları, balık, et, soğan, sarımsak ve biberde vardır.
Antioksidan içerikli yağlar ise fındık, ceviz gibi kabuklu yemişlerde bulunur. Bu gıdaların kabuklu alınıp kırılır kırılmaz tüketilmesi besin değerini artırır.

Hafıza Kadın

2.) İyi Uyumalıyız

İyi bir zihinsel performans için günde en az altı saat uyumak gerekir. Uzun süreli uykusuzluk vücuttaki kortizon hormonunun seviyesini yükseltir. Bu durum hafızayı kontrol eden sistemleri olumsuz etkileyerek hasara yol açar. Gece uykusu sırasında salgılanan melatonin hormonu ise vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlar. Araştırmalar melatoninin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, ömrü uzattığını, stresi ve yaşlanma bulgularını azalttığını gösterir. Bu hormondan yararlanmak için uyku vaktinizi erken saatlere çekin ve melatoninin en çok salgılandığı geceleri uyuyun.

3.) Yürü, Oku, Televizyon Seyretme !

Haftada dört gün, 30-45 dakika yürüyüş, beyinde kan akımını hızlandırarak zihinsel fonksiyonları güçlendirir.
Yeni bilgiler edinmek, bir müzik aleti çalmak veya okumak zihni zinde kılar. Öğrenme, beyinde sayıları sabit olan nöronlar arasındaki ağları artırarak hafızayı besler. Nöronlar arasındaki ağ sayısı okumayan bir kişide üç iken, çok okuyan bir başkasında 10 olabilir.
Televizyon seyretmek beyin için pasif bir eylemdir. Bu nedenle zihinsel fonksiyonlarda gerilemeye neden olur ve hafızayı güçlendirmez.

4.) Stres ve Gerginliği Kontrol Etmeliyiz

Kontrol edilemeyen yoğun ve kronik bir stres dikkat eksikliğine, konsantrasyon bozukluğuna ve unutkanlığa yol açar. Telkin veya psikolojik yardımla stresinizi kontrol altına almanız gerekir.
Öte yandan stres sanılanın aksine her zaman kötü değildir. Hatta hafif dozda olanı dikkati artırır ve öğrenmeyi güçlendirir.

5.) Sigarayı Bırakmalıyız.

Sigara doğrudan damar sistemine zarar verdiği için beyin damarları üzerinde olumsuz etki yaratarak hafızayı zayıflatır. Alkol ise az miktarda alınırsa kan akşını hızlandırarak fayda sağlar. Ancak fazlası kan yağlarını artırır ve damar çeperinde kalınlaşmaya ve yağlanmaya neden olarak damar yapısını bozar. Sigara ve alkolü olabildiğince kullanmamaya çalışın.

Diz Kireçlenmesine Dikkat

Diz Kireçlenmesi Nedir?

Diz kireçlenmesi eklem kıkırdağının bozulması ile karşımıza çıkan ağrılı bir hastalıktır. Erken önlem alınmazsa çok tehlikeli olabilir. Genellikle diz kireçlenmesinde ağrı yavaş yavaş başlar ve artarak devam eder.

Hastalık bazı faktörler ile birlikte ortaya çıkabilir. Mesela yaşlılık, romatizmal hastalıklar, enfeksiyon, hemofili, lupus, gut gibi hastalıklar ile birlikte veya daha sonra bu hastalıklara bağlı olarak karşımıza çıkabilir.

Diz kireçlenmesi belirtileri

Dizdeki kireçlenmenin en temel belirtisi ağrı. Önce yüklenmeyle, merdiven inip çıkmayla ve hareketle belirgin olan ağrı giderek istirahatte de görülmeye başlıyor. Ağrıyı zamanla hareket kısıtlılığı takip ediyor. Diz çevresinde şişlik, ses gelmesi, takılma, kilitlenme gibi şikayetler de görülebiliyor. Daha da ileri aşamalarda dizde eğrilme başlayabiliyor. Oluşan bu tablo sonucunda kişi her gün ağrı kesici ilaçlar kullanmak zorunda kalabiliyor, hareket kısıtlılığı nedeniyle evden dışarıya çıkamaz noktaya gelebiliyor.

Diz kireçlenmesini tetikleyen etkenler
Dizde kireçlenme bilinen ve bilinmeyen olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Özellikle romatoid artrite bağlı gelişen romatizmal hastalıklar, eklemi ilgilendiren kırıklar sonrası gelişen kireçlenmeler nedeni bilinen kireçlenmeler arasında bulunuyor. Nedeni tam olarak bilinmeyen kireçlenme ise en sık görülen tipi oluşturuyor. Bu tip kireçlenmede genetik etkenler rol alıyor ve ileri yaş, kadın olmak, fazla kilo, kontrolsüz sporlar ile diğer nedenlerle dize yapılan aşırı yüklenmelerin etkilediği, kasların zayıf olması ile diz travmaları gibi bazı etkenlerin de kıkırdağın bozulmasını hızlandırdığı düşünülüyor.

Spor ve obeziteye dikkat

Diz kireçlenmesi eskiden 35 yaşın altındaki kişilerde sadece yüzde 1-2 oranında görülürken yapılan bazı araştırmalar bu oranın günümüzde yüzde 8’e yükseldiğini gösteriyor. Diz kireçlenmesinin artık genç yaştaki kişileri de etkilemesindeki en önemli etkenlerden biri ise bilinçsizce yapılan spor. Spora olan eğilim günümüzde gittikçe artıyor. Spor bilinçli yapıldığında çok önemli faydalar sağlıyor. Ancak kontrolsüz, aşırı yüklenme içeren ve yeterli ısınma yapılmadan uygulanan spor diz eklemlerinde kireçlenmeye neden olabiliyor. Bunun yanı sıra günümüzün önemli problemlerinden biri olan obezite, dizde bağ ve menisküs yaralanmalarının zamanında tedavi edilmemesi gibi nedenler de genetik yatkınlığı olan kişilerde hem hastalığın daha erken görülmesine yol açıyor, hem de özellikle tedavi edilmeyen diz yaralanmaları doğrudan kıkırdağın aşınmasına neden olabiliyor.

Diz kireçlenmesinin tek bir tedavisi yok

Dizlerde kireçlenmenin tek bir tedavisi bulunmuyor. Hangi tedavinin uygulanacağı kişinin yaşı, ağrısının şiddeti, günlük aktivitelerinin etkilenme durumu, diğer hastalıkları ve sosyal durumu göz önüne alınarak belirleniyor.

Hastalığın başlangıç aşamasında egzersizler, kilo verilmesi ve ağrı kesiciler yararlı olabiliyor. Kıkırdak destekleyici ilaçlar da kişilerin bir kısmında ağrıyı azaltabiliyor.
Fizik tedavi uygulamaları ve eklem içi enjeksiyonlar yapılabiliyor. Bu enjeksiyonlar kıkırdak yüzeylerin kayganlığını artıran, sürtünmeyi azaltan ve kıkırdağı bir miktar besleyen ilaçlar, kortizon, kişinin kendisinden alınan kandan hazırlanan trombositten zengin plazma (PRP) veya daha kompleks bir işlem olan kök hücre enjeksiyonları oluyor. Uygun kişilerde başvurulan kök hücre enjeksiyonlarıyla sorun tümüyle ortadan kalkmasa da yapılan araştırmalar kişilerin şikayetlerinde azalma ve fonksiyonlarında iyileşme olduğunu gösteriyor.
Daha ileri aşamadaki veya önceki tedavilerin yetersiz kaldığı kişilerde eklem içinde bir miktar temizlik ve kıkırdak yüzeylerdeki bozukluğun kısmen düzeltildiği kapalı yöntemle yapılan artroskopi ameliyatı, kemik yük taşıma ekseninin bozulduğu durumlarda bu ekseni düzelten kemik ameliyatları yapılabiliyor. Kireçlenmenin daha fazla olduğu ve kemik yüzeyinde hiç kıkırdak dokusu kalmadığı durumlarda ise kısmi veya tam diz protezi ameliyatıyla kişinin ağrısının giderilerek normal aktivitesini kazanması amaçlanıyor.

Dikkat! Bahar Yorgunluğu

Kış aylarının yağmurlu, soğuk günleri yavaş yavaş yerini güneşli, ılık bahar günlerine bırakıyor. Böylelikle doğa da kendini yenilemeye başlıyor. Artık neşeli ve mutlu olmamanız için hiçbir sebep yok gibi! Ancak, bu güzel günlerde birçok insan kendini bitkin ve yorgun hissediyor.

Bahar yorgunluğu özellikle bahar mevsiminin başladığı günlerde birçok kişide görülebilen, genel bir bitkinlik, güçsüzlük ve enerji noksanlığı, isteksizlik, uykusuzluk, vücutta karıncalanma gibi belirtilerle seyreden bir rahatsızlık halidir

Elektrik yüküne dikkat!

Kışın soğuk ve güneşsiz günleri yavaş yavaş yerini baharın neşesine ve sıcaklığına terk ediyor. İşte bu hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini olumsuz etkiliyor. Bahar mevsiminde havadaki elektrik yükü artıyor. Bu yük havada bulunan pozitif ve negatif yüklü iyonlar aracılığıyla taşınıyor. İşte bu taşıma dengesi bozuklukları iklim değişikliği dönemlerinde sıkça karşımıza çıkıyor. İnsanlarda yorgunluk belirtilerine ve hatta ruhsal sıkıntılara yol açıyor. Havadaki elektrik yükü özellikle büyük şehirlerde daha fazladır. Bu duruma bir de hava kirliliği, sanayi atıkları ve trafik yoğunluğu eklenirse, kişilerdeki bahar yorgunluğu belirtileri daha da yoğun olarak yaşanır. Bahar ayının ve güneşin getirdiği rehavet duygusuna, stres ve gerginlik duygusu da eklenince insanda mevcut olan birçok hastalık da negatif olarak etkilenmektedir.

Her yorgunluk “bahar yorgunluğu” değil!

Bu aylarda yorgun yaşayan birçok kimse bunu bahar yorgunluğuna bağlıyor. Ancak yaşanan yorgunluk çeşitleri kronik yorgunluk sendromu, mutsuzluk yorgunluğu ve bahar yorgunluğu olarak üç grupta inceleniyor. Hastalık belirtilerini birbirinden ayırmak gerekir. Bir kişi fiziksel olarak yorgunluktan, tüm eklem ağrılarından ve yataktan yorgun kalkmaktan ya da gün içerisinde çabuk yorulduğundan bahsederken, bir başkası ruhsal ya da psikolojik yorgunluktan bahsedebilir. Eğer bir yorgunluk aylarca sürüyorsa, hatta yatak istirahatı ile de geçmiyorsa müzminleşmiş (kronik) bir yorgunluk hastalığından bahsedilebilir.

Bahar yorgunluğunun nedenleri

Beslenme alışkanlığı bozuklukları
Besinlerle yeterli miktarda vitamin, mineral alınmaması
Tembel bir yaşam biçimi
Tiroid bezinin çalışma düzensizlikleri. Özellikle bu bezin az çalışması yorgunluk belirtilerini artırıyor. Bu durumlarda hafıza zayıflaması, uyku eğilimi, adale ağrıları normalden fazla görülüyor.
Birçok enfeksiyon hastalığı yorgunluk belirtilerini artırıyor.
Tansiyon, kalp hastalığı, alerji, nezle ve bazı ağrı kesici ilaçların kullanımı
Tansiyonda sık sık inip çıkmalar, kan şekeri düşmeleri, gürültülü ortamlar, fazla sıcak ya da soğuk ortamlar, stresli iş ortamı, kirli hava gibi durumlar da yorgunluğa yol açıyor.
Fazla kafein, yoğun sigara kullanımı, aşırı alkol ve madde alışkanlıkları da yorgunluk tetikleyen durumlar arasında yer alıyor.

Bahar yorgunluğunun yarattığı etkiler

Bahar yorgunluğunu çok da hafife almamak gerekiyor. Bu durumun yarattığı bazı hastalıklar mevcut.

Bunlar:
Kas ağrıları, omuz, sırt ve boyun ağrıları.
Yorgunlukla birlikte konsantrasyon bozukluğu, neşesizlik, aşırı sinirlilik, hafıza zayıflaması ve uyku bozuklukları.
Uyku ritmi bozukluğu uykuya dalma güçlüğü bazen de aşırı uyuklama hali
Baş ağrıları.
Stres ve ruhsal gerginliğe bağlı olarak bağırsak ve mide rahatsızlıkları. Bahar mevsiminde mide ve oniki parmak ülseri olanlarda hastalık nüksleri daha çok görülüyor. Bağırsaklarda gaz, kabızlık ve ishal gibi düzensiz bağırsak hareketlerini beraberinde taşıyan, hassas bağırsak sendromu diye adlandırılan duruma rastlanıyor.

Bahar yorgunluğuna karşı alınacak önlemler

Bahar yorgunluğuna karşı esas sebepleri belirleyip ona karşı önlem almak gerekiyor. Yorgunluk yaşayan kişilerde, durumu tetikleyici hastalıklar tespit edilirse onları önleyici tedaviye başvuruluyor. Yorgunluk sorunu olanlar B ve C vitaminlerinden, magnezyum, potasyum ve çinko desteğinden faydalanabilir. Gevşeme egzersizlerinden yararlanılabilir. Meyve, sebze ve ağırlıklı beslenmeye ağırlık verilmeli, günlük içilen su miktarını 3 litre civarında tutulmalı, iyi ve kaliteli bir uyku düzenini sağlamak için stres azaltılmalıdır. Sigara, alkol ve kafeinden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Yorgunluğu giderir ve rahatlatır düşüncesiyle aşırı alkole başvurmak yanlış olur. Yatarken alınan depresyon azaltan, uyku düzenleyen ve kas gevşeten ilaçlardan yararlanılabilir.

Ramazanı Sağlıklı Geçirmek İçin

Ramazan ayının sıcak yaz günlerine denk gelmesi ve günlerin uzun olması nedeniyle oruç tutanların sağlıklarına daha dikkat etmeleri gerekiyor. Özellikle yağlı ve şekerli gıdalardan uzak durmak, bol sıvı almak Ramazan ayını rahat geçirebilmeniz için önemli. İftarda, sahurda ve ara öğünlerde yapılan bazı hatalı alışkanlıkların değiştirilmesi oruç tutmayı çok daha kolay hale getirebilir.

ramazan-iftar-yemek

1- Orucunuzu suyla açın
İftarda orucunuzu bir bardak su ve iki adet hurma ile açın böylelikle gün boyu düşen şekerinizi dengelemeniz daha kolay olur. Sonrasında ilk yemek tercihiniz bir kase çorba olsun. Yemeğinizi yavaş yavaş yemeğe özen gösterin. Çorbanızı içtikten sonra 20 dakika kadar bekleyin ve sonrasında ana yemeğinizi tüketin. Yanında bol salata ve süt ürünlerinden yoğurt, cacık veya komposto tüketmeye çalışın. Ekmek olarak tercihiniz esmer ekmekler olsun ramazan pidesinden tüketmek istiyorsanız küçük bir parça tüketmeye özen gösterin.

Ramazanda Sağlıklı Beslenme

Oruç Tutarken Açlık ve Susuzluk Hissetmemek İçin

Ramazanda Metabolizmayı Canlı Tutan Yiyecekler

Ramazanda Hangi Yiyecekleri Tüketmeliyiz ?

İftarda ne yemeli?

2- Suyun içine limon ekleyin
Tatlınızı hemen yemek sonrasında değil sofra toplandıktan bir iki saat sonra sütlü bir tatlı, dondurma veya güllaç olarak tercih edebilirsiniz. İftar ve sahur arasında ortalama 2.5-3 litre su tüketmeye özen gösterin. Susuzluğunuzu bastırmak için suyunuzun içerisine bir dilim limon ilave edebilirsiniz. Bu şekilde öğün tercihi hem gün içerisinde kaybolan sıvıları yerine koymanıza hem de daha uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur.

Örnek iftar menüsü
– 1 kase çorba
20 dakika kadar ara
– Etli ana yemek 6-7 yemek kaşığı kadar
– Cacık, yoğurt veya komposto
– Salata
– 2-3 dilim kadar tam tahıllı ekmek çeşitlerinden bir tanesi
Yediğiniz yemek çeşitleri ile beraber yeme hızınızda oldukça önemlidir. Yemeğinizi çok çiğnemeye özen gösterin.

3- İftar ve sahur arasında 10 bardak su için
Ramazan ayı süresince susamaya neden olan temel sorun iftardan sonra yeterince su içilmiyor olmasıdır. Ramazan ayının yaz dönemine denk gelmesi ihtiyaç duyulan sıvının karşılanmasını zorlaştırır. Bu nedenle sahurda ve iftardan sonra aralıklı olarak günde en az 10 bardak su içmeniz gerekir. Bunun dışında sahurda çok tuzlu yemek; salam, sosis, sucuk gibi işlenmiş ürünleri tüketmeniz susamanızı artırır. Bu nedenle kesinlikle tercih etmeyin.

Ramazan’da hangi meyveler yenmeli?

4- Sahurda karpuz ve kavun yiyin
Ramazan ayında susamayı engelleyebilmek için sahur öğününe su oranı yüksek karpuz kavun gibi meyveleri de ekleyebilirsiniz.

5- Kızartmadan uzak durun
Ramazan ayını rahat geçirebilmek için pişirme tekniğine de özen göstermeniz gerekir. Bunun için kızartma gibi yağ oranını artıran pişirme tekniklerini tercih etmemelisiniz. Aksi takdirde suya gereksinmeniz artacağı gibi birçok metabolik hastalık için de risk faktörü oluşturacaksınız.

6- Sahurda posadan zengin yiyecekler tüketin
Sahur uzun sürecek açlığa hazırlıktır. Bu nedenle sahur yemeklerini yüksek enerji ve proteine sahip, hazmı kolay besinlerden seçmelisiniz. Ramazan’da günü daha iyi geçirebilmek, açlığınızı ve susuzluğunuzu daha iyi kontrol edebilmeniz için, sahurda; bol posalı, az yağlı ve az tuzlu beslenmeye özen gösterin. Kahvaltı benzeri öğünler tercih etmeye çalışın. Tam yağlı süt (laktoz intoleransınız var ise laktozsuz süt tercih edin), yumurta, domates, maydanoz, roka, tere, biber benzeri yeşillikler daha uzun süre tok durmanızı ve susuzluğunuza bastırmanıza yardımcı olur. Peynir çeşitleri, bir iki dilim tam tahıllı ekmek, 1 avuç kadar tuzsuz badem, ceviz ve fındık gibi kuruyemişler, 1 porsiyon kadar meyve tüketin.

Sahurda kızartma ve hamur işi yemeyin

7- Sahurda yağlı ve şekerli yiyeceklerden yemeyin
Sahurda özellikle kızartmalardan, hamur işlerinden, aşırı yağlı yemeklerden ve ağır tatlılardan uzak durmalısınız. Bu tür besinlerin hazmı zordur. Birçok kişide mide yanması ve reflü nedeniyle sıkıntılara neden olabilir. Eğer sahurda yağlı ve şekerli ağır yemekler yerseniz, gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı yükselir ve vücut yağ miktarındaki artış, kilo alımına neden olur.

8- Sahura kalkmadan oruç tutmayın
Gece yatmadan önce yemek yeme, hiç sahura kalkmamak ya da sadece su içmek son derece zararlıdır. Bu, zaten uzun olan açlık süresini daha da uzatacağınız anlamına gelir. Bunun sonucunda da kan şekeriniz erken saatlerde düşer ve gün boyunca halsizlik, dikkat dağınıklığı, uyuklama ve sinirlilik gibi belirtiler yaşayabilirsiniz.

9- Ara öğünlerde meyve veya sütlü tatlı yiyebilirsiniz
İftar sonrasındaki ilerleyen saatlerde mutlaka meyve tüketin. Bu şekilde hem bir ara öğün yapmış hem de sizin için gerekli olan besinleri almış olursunuz. Gece yatmadan yaklaşık yarım saat önce 1 bardak süt veya 1 kase yoğurt veya 1 kase sütlü tatlı tüketebilirsiniz.

10- Oruç tutarken zayıflayacağınızı düşünmeyin
Oruç tutarken zayıflamak çok da mümkün değildir. Gün boyu aç kalmanız metabolizmanızı yavaşlatır. Oruç süresince daha az hareket etmeniz de enerji harcamanızı azaltır. Ramazan ayının ilk yarısında vücut açlığa alışır ve düşük enerjiyi daha verimli kullanmayı tercih eder. Bu şekilde metabolizma hızı yavaşlar. Eğer aşırı yağlı ve şekerli yiyecekler yemeye devam ederseniz kilo almaya başlarsınız. Bu nedenle oruç tutarken mutlaka bol miktarda ara öğün yaparak metabolizma hızınızı artırmalısınız.

Ramazanda Kalp Hastalarına Tavsiyeler

Ramazan ayının yaza denk gelmesi oruç tutulan sürenin yaklaşık 17 saate kadar çıkıyor olması hem açlık süresinin uzun olmasına hem de sıcaklar nedeniyle sıvı kaybının daha fazla olmasına neden oluyor. Bu durum özellikle sıvı eksikliğine daha hassas olabilecek yaşlı, zayıf yapılı, şeker hastalığı olan ve tansiyonu düşük olmaya meyilli olan insanları daha fazla etkiliyor. Kalp hastalığının varlığı oruç tutmaya direkt engel teşkil etmemekle birlikte yukarıda saydığımız durumların eşlik ediyor olması sıvı kaybı açısından daha dikkatli olunması gerekliliğini ortaya koyuyor

kalp-hastası

Oruç tutması sakıncalı olan kalp hastaları

Yakın zamanda kalp krizi geçirenler
Yakın zamanda kalp yetersizliğinde ağırlaşma olanlar
Küçük bir eforla dahi göğüs ağrısı veya nefes darlığı yaşayanlar
Ağır kalp yetersizliği hastaları
Birçok ilaç kullanan veya gün içerisinde ilaç almak zorunda olanlar

Bu tarz hastaların oruç tutması, ilaçlarının aksamasına, ciddi sıvı kaybı ve buna bağlı tansiyon düşüklüğü yaşanmasına, sempatik sistem deşarjına (vücutta adrenalin salınımına), çarpıntı ve göğüs ağrısı ile mevcut hastalığın ağırlaşmasına sebebiyet verebiliyor. Ayrıca özelikle kan sulandırıcıların ihmal edilmesi kalp krizlerine dahi neden olabilir.

Oruç tutabilen kalp hastaları

Kalp hastalığı açısından aktif semptomu olmayan,
Uzun süren açlık sürelerinin almak zorunda olduğu ilaç düzenini bozmayan kalp hastaları, bünyeleri buna izin verdiği sürece oruç tutabiliyor.

Oruç tutan kalp hastalarına özel öneriler

İftar ve sahur arasındaki sürede gerekli sıvı alımına özen gösterin.
Sahura mutlaka kalkın ve bol su için.
İftarda yemeğe çorba gibi hafif yiyeceklerle başlayın. Çorba hem açlığınızı yatıştırıyor hem de mide bağırsak sistemine aniden yüklenmenize engel oluyor.
İftarda ağır yiyeceklerden uzak durun.
Yemekleri aralarına zaman koyarak yiyin.
Mümkün olduğu kadar gündüz sıcak saatlerde dışarı çıkmayın.
Almanız gereken ilaçları doktorunuza danışarak oruçlu olmadığınız saatlere göre düzenleyin.

Günde 3 defa ilaç alması gerekenlerin oruç tutması sakıncalı

Oruç tutması uygun görülen hastaların günde almaları gereken ilaç miktarı tek doz ise iftar sonrasında içebiliyorlar. Günde iki kere alınması gereken ilaçlar aslında bu dönemde açlık süresi 12 saatten fazla olduğundan oruca engel teşkil edebilse de, doktorları tarafından uygun görülen hastalarda olabilecek en uzun aralıkta (iftarın başı ve sahurun sonu şeklinde) alınması gerekiyor. Günde üç defa ilaç alması gereken hastaların oruç tutması pek uygun olmuyor.

Mideye aniden yüklenmek kalp krizi riskini artırıyor

Normal zamanlarda kalp krizi genelde sabaha karşı saatlerde daha sık görülüyor. Ancak özellikle ramazan ayında bu durumda bir değişiklik yaşanıyor ve iftar sonrası saatlerde kalp şikayetleri daha fazla yaşanıyor. Bu nedenle de iftar sonrasında acile başvuranların sayısı artıyor. Bu durumun en önemli sebebi ise iftarda mideye birden yüklenmek, çok ağır ve hızlı bir şekilde yemek yemek. Oruç tutan birçok kişinin yaptığı bu hata kalp hastası olan ya da olmayan herkesin sıkıntı yaşamasına neden olabiliyor. Yapılan çalışmalar sağlıklı bireylerin oruç tutmasında herhangi bir engel olmadığını göstermekle birlikte her bireyin özellikle yaz aylarında yukarıda değinilen hususlara dikkat etmesi oldukça önemli.

Ramazanda Sağlıklı Beslenmek İçin

Beslenmeden uyku düzenine birçok değişikliğin yaşanacağı Ramazan, yazın uzun ve sıcak günleriyle de birleşince gün boyu sağlıklı ve zinde kalmak için şüphesiz dikkat edilmesi gereken unsurlar var. Ramazan’da sağlıklı beslenmenin ve zinde kalmanın reçetesi…

Pideyi abartmayın
Ramazan ayının olmazsa olmazı pideyi kontrollü tüketin. Avcunuzu kaplayan miktarda pide bir dilim yerine geçiyor. İftar sofranızda, çorba, pilav ya da makarna ile pide aynı anda olduğunda karbonhidrat alımınızı arttırmış oluyorsunuz. Bu nedenle pide yiyeceğiniz zaman, pilav veya makarnayı sofranızdan kaldırın.

Şerbetli tatlılara kanmayın
Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar veya meyve tercih edin. Uzun süre açlık sonrası oluşan tatlı isteğinizi, 1-2 dilim karpuz, 1 ince dilim güllaç veya 2 top dondurmayla giderebilirsiniz.

Sahura dikkat

“Sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum” diyerek sahuru göz ardı etmek yanlış. Yaz aylarında uzayan açlık süresi, sahura kalkılmadığında daha da uzarken, sağlığa zararının yanı sıra iftarda aşırı besin tüketimine ve metabolizmanızın yavaşlamasına neden olur.

Sahuru kahvaltı gibi düşünün
Sahuru kahvaltı öğünü gibi düşünün. Yumurta, peynir, tam buğday ekmeği içeren bir sahur gün boyu tok kalmanızı ve dengeli beslenmenizi sağlar. Bu yiyeceklere ek olarak; yoğurt veya süt de sahurda tüketebilecek tok tutan besinler arasında yer alır.

Bakliyattan kaçınmayın
Uzun süre tok tutabilen besinleri sofralarınızdan eksik etmeyin. Tam tahıllar, kuru baklagiller, bulgur, süt, yoğurt gibi yiyecekler yavaş sindirilerek, daha uzun süre tok kalmaya yardımcı olur. Yeşil çay da hem sağlıklı hem tok tutucu özelliğe sahiptir. Yeşil çayın tadını sevmeyenler çubuk tarçın kullanarak hem çayın aromasını değiştirebilir, hem de tarçının kan şekerini dengeleme özelliğinden yararlanabilir.

Tuzlu yiyeceklerden kaçının
Tuzlu yiyeceklerin tüketimine dikkat edin. Turşu, tuzlu krakerler, tuzlu fıstık gibi kuruyemişler uzun yaz günlerinde susuzluk hissinin artmasına neden olduğundan uzak durmak gerekir.

Su içmek için susamayı beklemeyin
Su içmenin çok daha fazla önem kazandığı Ramazan’da, gün boyu kaybolan sıvıyı yerine koymak için mutlaka en az 8 bardak su için. İftar ve sahur arasını su içerek değerlendirin ve su içmek için susamayı beklemeyin.

Yağ içerikli besinlere dikkat
Yüksek yağ içerikli besinleri tüketmekten kaçının. Acıkacağınızı veya zorlanacağınızı düşünerek, daha tok hissettireceği zannedilen yüksek yağ içerikli besinler tükettiğinizde hem yağ alımını arttırmış olursunuz hem de bu yiyeceklerin tokluğu arttırma gibi bir etkisi bulunmaz.

hurma

Hurma deyip geçmeyin

Ramazan ayının vazgeçilmezlerinden olan hurma; lif, magnezyum, potasyum, demir açısından zengin ancak şeker içeriğini unutmamalı. Büyük hurma yediğinizde 1, küçük hurma yediğinizde 2-3 adedi geçmemeye özen gösterin.

İftarda dengeyi gözetin
İftar sofrasında dengeli olmak gerekir. Ekmek ve ekmek yerine geçen yiyecekler grubu, et grubu, süt grubu ve meyve-sebze grubu bir öğünde belirli miktarlarda olduğu zaman dengeyi yakalamış olursunuz. Siz de tabağınızda bu dengeyi kurmaya çalışın. Örneğin; 1 kase çorba, 6-7 kaşık sebzeli et sote, 1 kase salata, 1-2 dilim pide ve 1 su bardağı ayran ile dengeyi yakalayabilirsiniz.

Üç öğün yapın
Ramazan’da 3 öğün yapın. İftarda besin tüketiminizi azaltarak, iftardan 1 saat sonra 1 dilim peynir, söğüş, 1-2 dilim tam buğday ekmeği veya 1 kase yoğurt, 2-3 yemek kaşığı yulaf ezmesi ve 1 porsiyon meyveden oluşan bir ara öğün ideal. Böylece, günlük enerji alımınızı 2 büyük öğüne bölmek yerine, sağlıklı bir şekilde 3’e bölmüş olursunuz.

Rengarenk salataya yer açın
İftar sofralarınızı çeşitli ve renkli salatalarla süsleyin. Salata, sağlık için faydasının yanı sıra, yiyeceğiniz ana yemeği, pilav ve makarna gibi seçenekleri daha az tüketmenizi sağlaması açısından da faydalı.

Süt ve ayrana sofranızda yer verin
Ramazan ayında en az tüketilen besinlerden olan süt, yoğurt ve ayran mutlaka beslenmenizde yer almalı. Hem iftar hem sahurda bu besinleri tüketmeye çalışın, tüketemediğinizde iftar sonrası ara öğününüzü mutlaka bu besin grubuyla yapın.

Çay-kahveye dikkat!
Çay ve kahve tüketimine dikkat edin. “Su içmiyorum ama çay, kahve çok içiyorum’’ yanılgısına çokça düşülebilir. Oysa çay ve kahve su yerine geçmediği gibi, idrara çıkarma özellikleri nedeniyle vücutta var olan suyu da alıp götürür. O nedenle çay ve kahvenizi kontrollü tüketin ve yanında su içmeyi unutmayın.

Kompostoyu şekersiz yapın
Düşen kan şekerini toparlayan ve tatlı isteğini bastıran, ayrıca serinleten kompostolarınızı meyvenin kendi şekeriyle yapın ve ekstra şeker eklemeyin.

Düzenli yürüyüş şart
İftar sonrası kısa yürüyüşler yapmaya çalışın. İftardan sonra yapacağınız 15-20 dakikalık hafif tempolu bir yürüyüş hem hareketinizi artırmanıza yardımcı olur hem de iştahınızı daha kolay kontrol etmenizi sağlar.

Kabızlık yaşamamak için…
Öğün sıklığının azalmasına paralel olarak yavaşlayan metabolizma hızı bağırsakların çalışmasını etkileyebilir. Ramazan’da kabızlık problemi yaşamamak için; iftarda salata, sahurda domates, salatalık, yeşillik tüketmek faydalı. Kabızlık problemine karşın; kuru baklagiller, meyve, sebze, tam tahıllı besinler gibi lif oranı yüksek yiyecekler tercih edilmeli.

Porsiyonlarınızın farkında olun
Ramazan ayı süresince porsiyon kontrolü daha fazla önem kazanır. Tek bir besin grubuna ağırlık vermek yerine, çeşitliliği sağlayın, çeşitli ve az porsiyon tüketin.

Pişirme yöntemine dikkat
Yemek pişirme yöntemlerine dikkat edin. Izgara, haşlama, fırında pişirilmiş yiyecekler tercih edin. Kızartma, kavurma gibi yöntemlerden uzak durun. Aksi halde kilo artışı da kapınızı çalabilir.

Yeterince çiğneyin
Yemeklerinizi hızlı yemekten kaçının. Özellikle et yemeklerinin sindirimi daha uzun sürer ve hazımsızlık gibi problemlere neden olur. Bu nedenle, yemeklerinizi yavaş yiyin ve iyi çiğnemeye dikkat edin.

Ramazanda Yapılan Hatalar

Ramazan’da oruç ibadetini yerine getirirken dikkat edilmesi gereken çok önemli kurallar var. Zira, orucun sağlığa faydaları, yaptığımız yanlışlarla vücudumuza zarar verir hale gelebilir. Hızlı yemek yemekten sahura kalkmamaya, süt ürünlerini azaltmaktan yağlı yiyecekleri artırmaya, sıcacık pidenin cazibesine kapılıp ölçüyü kaçırmaktan tatlı tüketimine dek birçok yanlış, Ramazan sonrası kilo artışı olarak karşımıza çıkabildiği gibi kas yıkımından saç dökülmesine dek birçok soruna da neden olabilir.

Hızlı yemek yemeyin

Sahurdan iftara doğru düşen kan şekeri bir an önce yemek yeme isteği duymanıza neden olabilir. Ancak, hızlı yemek yemek şekerinizin bir anda yükselmesine, iftar sonrasında aniden uyuma isteği ve baş ağrısına neden olur. Bununla birlikte, lokmaları yeterince çiğnemeden yuttuğunuzda vücut tarafından tokluk hormonu üretilmesini beklememiş olacağınızdan renkli ve lezzetli yemeklere hayır diyemeyecek, ihtiyacınızdan fazlasını tüketeceksiniz. Hem hazımsızlık sorunu çekecek hem de Ramazan sonrası kilo artışı ile karşılaşacaksınız.

Sahura mutlaka kalkın

Siz de ‘Geç yemek yer yatarım, uykum bölünmez’ diyorsanız sağlığınız için bir daha düşünün. Sahura kalkılmadığında ertesi gün iftara çok daha aç başlanır ve kontrolsüzce yemek yenir. Buna ilaveten, sahurda tüketilecek yumurta, süt, peynir, tam tahıllı ekmek, yoğurt, taze meyve, domates, salatalık, biber, yeşillikler gibi besleyici özelliği yüksek olan yiyecekler tüketilmediğinde dengesiz beslenmeye bağlı sağlık sorunları ortaya çıkar. Ramazan’da tek öğün tüketilmesi yetersiz enerji alımına bağlı zayıflık, kas yıkımı, kemik erimesi, saç dökülmesi, kansızlık gibi sağlık sorunlarına davetiye çıkarır.

Yağlı yiyeceklerden uzak durun
Yağlı yiyeceklerin midede kalma süresi oldukça uzundur, sindirimi güçleştirir. Bu nedenle, iftar ve sahur sofralarında kızartma ve kavurma gibi yağ içeriği yüksek olan yemekler, kremalı ve soslu yiyeceklerden kaçının. Ayrıca, iftar saatinin geç olması, aç kalınan sürenin uzunluğu, sahurda yemek yedikten sonra yatmak gibi nedenlerden dolayı metabolizma hızı yavaşladığından yağlı yiyecekler çok hızlı kilo almanıza neden olur. Lezzetine aldanıp kızartma tüketmek yerine; fırında, ızgara, haşlama ya da buharda pişirme gibi sağlıklı yemek pişirme yöntemlerini tüketin.

Meyvede de aşırıya kaçmayın
Mevsim meyveleri özellikle A, C vitamini, lif, antioksidanlar ve su içermesi nedeniyle sağlıklı beslenmenin vazgeçilmezlerindendir. Kalp, kas ve eklem hastalıkları ile kanserden koruyucu en önemli besinlerden olan meyveleri az ya da fazla tüketmek sağlık sorunlarına davetiye çıkarır. İftar ile sahur arasında kısa bir sürenin olması meyve tüketimini unutturur. Unutulması gibi mevsim meyvelerinde aşırıya kaçılması da tehlikeli. Ramazan’da 2-3 porsiyon meyve tüketmeye dikkat edin. Aksi halde özellikle kavun, karpuz, incir, üzüm, hurma gibi meyveler şeker içerikleri ile bel çevresinde yağlanma yapabilir.

Süt ürünlerini ihmal etmeyin
Süt, yoğurt, ayran, peynir gibi besinler; kaliteli protein, kalsiyum, fosfor, çinko gibi mineraller ile B6, B12 gibi önemli vitaminlerin kaynağıdır. Süt ve süt ürünlerinin besin zenginliğinin yanında ayran, kefir, yoğurt özellikle sindirim dostu probiyotiklerden zengindir. Ramazan ayında düzenli tüketildiğinde gaz, hazımsızlık, kabızlık gibi sindirim sorunlarına iyi gelmekle birlikte, vücut direncini arttırıp hastalıklara karşı koruyucu etki gösterir. Bununla birlikte, artan sıvı ihtiyacının karşılanmasını da sağlar. İftar, sahur ya da ara öğün olarak her gün 2 bardak süt, yoğurt, ayran gibi bu besinler tüketilmelidir. Süt ürünlerini azaltmak kas kayıplarının artmasına, kemik erimesine, sindirim problemlerine yol açabilir.

İftarla sahur arasında en az 2 litre su için
İnsan vücudunun ortalama olarak yüzde 60’ını oluşturan suyu, yaz sıcaklarının arttığı bu dönemde en çok terleyerek kaybediyoruz. Ramazan ayında yetersiz sıvı tüketimi özellikle kabızlık gibi sindirim sorunlarına, günlük yaşantımız içerisinde halsizlik, baş ağrısı, konsantrasyon bozuklukları ve kas krampları gibi hayat kalitemizi bozan belirtilere neden olabilir. Aslında vücut susama hissi oluşmadan çok daha önce susuzluğun belirtileri ile karşılaşır. İftar ile sahur arasında en az 2-2,5 litre su tüketilmelidir. Eğer su içmeyi sevmiyorsanız ayran, şekersiz kompostolar, bitki çayı, maden suyu gibi içecekler de sağlıklı alternatifleri oluşturur.

Pidede ölçüyü kaçırmayın

Ramazan’ı özel kılan sıcacık ve mis gibi kokan Ramazan pideleri yumurtalı, yumurtasız, susamlı, çörek otlu gibi birçok seçenek ile iftarın vazgeçilmez besinini oluşturur. Günlük alınması gereken enerjinin önemli bir bölümünü sağlayan karbonhidrat kaynağı olarak karşımıza çıkar. Ancak unutmayın ki yaklaşık onda bir büyüklüğünde yuvarlak Ramazan pidesi bir dilim ekmeğe eşdeğer. Zira kokusuna ve tazeliğine aldanıp aşırıya kaçarsanız Ramazan ayı sonrasında zayıflama diyetlerine davetiye çıkarabilirsiniz.

Tatlı tüketimine dikkat!
Şerbetli tatlılar diyabetik şerbetli tatlı olarak sunulsa da un ve yağdan zengin olur. Bu nedenle şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlı tercih edilmeli. Ancak ölçüye dikkat! Zira meyveli tatlılar da içeriğindeki fruktoz nedeniyle, kan şekerine karışımı hızlı olan karbonhidrattan zengin besinler. Bu nedenle haftada bir iki kereden fazla tüketilmemesi gerekir. Bel bölgesindeki yoğun yağlanmadan dolayı özellikle kek, pasta, baklava gibi tatlıları yüksek kalorileri nedeniyle tercih etmeyin.

Yemek yedikten sonra uyumayın

Gün boyu iş, trafik stresi, açlık ve susuzluk derken iftar saatinde hızlı bir şekilde yemeğin yenmesi sonucu kan şekeri aniden yükselir ve tatlı bir uyku sizi esir alabilir. Uykunun sizi ele geçirmesine izin vermeyin! Zira, yemek yer yemez uyumanız çok hızlı bir şekilde kilo almanıza neden olur. Yaşamın her anında olduğu gibi Ramazan’da da yemekten 1-1,5 saat sonra yapacağınız 30-40 dakikalık hafif bir yürüyüş kan şekeriniz, tansiyonunuz ve kalp sağlığınızı korur.

Porsiyonların miktarına dikkat
Elbette acıktınız ve bir an önce yemek istiyorsunuz. İftar sofralarının rengine, çeşitliliğine ve hatta kokusuna aldanıp porsiyon kontrolünüzü elden bırakmayın. Yeterli ve dengeli beslenme içerisinde besin çeşitliliği oldukça önemli olmakla birlikte, tüketilen yiyeceklerin miktarı adeta kilit unsurdur. İftara mutlaka çorba ile başlayıp, yemeklerinizi iyi çiğneyin ve midenizin tokluk sesine kulak verin. Aksi halde, fatura Ramazan sonrası artan kilolar olarak karşınıza çıkar.

Oruç İle Gelen Bazı Rahatsızlıklar

Yaz aylarına denk gelen ramazan ayında oruç tutanları da zorlu saatler bekliyor. 17 saate kadar uzayan açlık süresi sağlıklı insanları bile zorlarken, bazı kronik hastalıkları olanlarda geri dönüşü olmayan sorunlara neden olabiliyor. Hem oruç tutulan sürenin uzunluğu, hem de sıcaklık nedeniyle terlemenin artması sonucu sıvı kayıpları artıyor. Düzenli kullanılması gereken ilaçlar iftarla sahur arasına sıkıştırılmaya çalışılıyor. Sonuç olarak da kalp başta olmak üzere böbrek ve mide sorunları ile şeker ya da sinirsel hastalıklar bu dönemde tetiklenebiliyor.

hasta

Kronik kalp yetmezliği hastalarında oruç krizlere neden olabiliyor

Ramazan ayında vücudun değişen düzene uyum sağlaması bazen üç haftayı bulabiliyor. Bu durum özellikle kalp hastalarının tedavisinde bazı zorluklara yol açıyor ve ilaç alım saatlerinin yeniden düzenlenmesini gerektiriyor. Günümüzde birçok kalp ilacı günde tek doz veya iki dozda kullanabiliyor. Bu nedenle oruç tutmayı düşünen hastalar mümkünse Ramazan başlamadan kendilerini takip eden doktor ile görüşerek en uygun ilaç kullanım şeklini oluşturmaları gerekiyor.
Kronik kalp yetmezliği olan hastaların tedavileri bazen iftar ve sahur arasına sınırlanamıyor. Bu grup hastalar doktorlarının önerileri çerçevesinde hareket etmeleri ve eğer doktoru izin vermiyorsa oruç tutmamaları gerekiyor. Ayrıca kalp yetmezliği olan kişiler genellikle vücutta artan tuz ve suyu azaltmak için idrar söktürücü ilaçlar kullanıyorlar. Bu ilaçların etkisi nedeniyle oruç zamanı aşırı tuz ve su kayıpları, sonrasında ise bayılmalar ve hatta şoklar bile gündeme gelebiliyor. İftarda ise vücutta aşırı su ve tuz yüklenmesi ve zaten sınırda pompalama gücü olan kalbi aşırı çalışmaya zorluyor. Hızlı ve çok yemek sonrası sindirim sisteminin kan dolaşımı artıyor. Bu da kalbe yüzde 20 ilave yük getirerek kalp krizlerine yol açabiliyor.

İlaçlarını alamayan ve sağlıklı beslenemeyen şeker hastalarında kalp sorunları yaşanabiliyor

Şeker hastalığında beslenme biçimi çok önemli. Şeker hastalarının 3 ana ve 3 ara öğün olarak beslenmesi yani sık sık yemek yemesi gerekiyor. Oysa şeker hastası olanlar oruç tutarken, tedavide olması gerekenin aksine akşama kadar aç kalıyor ve şekerleri düşüyor. İftarda yenen yemeklerle de vücuda fazla miktarda şeker girdiğinden şeker normal düzeyinin çok üstüne çıkıyor. Şeker hastalarının kanında çok miktarda bulunan şekerin damar sertliğine neden olması nedeniyle kalbe gelen kan miktarı azalıyor. Bunun sonucu olarak göğüs ağrısı, kalp krizi veya ani kardiyak ölümler ortaya çıkabiliyor. Öğünlerden iki saat sonra ortaya çıkan tokluk kan şekeri yüksekliği de bu riski artırabiliyor. Şeker hastası olmayan kişilerde yemekten sonra pankreasta üretilen insülin hormonu hızlı bir şekilde salgılanırken, şeker hastalarında bu hızlı erken dönem insülin salgılanması kayboluyor. İlaç ve insülin alan şeker hastalarının bunları kesinlikle aksatmaması gerekiyor. Çünkü etki süreleri 8-12 saat arasında değişiyor ve hasta bu ilaçları almayı kendi başına bırakırsa kalp ve tansiyon hastalık riskini daha da artırıyor.

Oruç tutan ülser hastaları ramazanı hastanede geçiriyor

Ülser kendini açlık ağrıları şeklinde veya özellikle gece uyandıran ve sırta yayılan karın ağrıları, yanma, kaynama, hazımsızlık, halsizlik şeklinde gösteriyor. Ağrılar midenin boş olduğu zamanlarda, öğün aralarında veya yemekten sonra belirginleşiyor. Birkaç dakika ya da birkaç saat devam edebiliyor. Açlık, özellikle 12 parmak bağırsağı ülserinin seyrini olumsuz etkiliyor. Ramazan aylarında birçok kimsede ülser ağrılarında artma, kanama, ülserin delinmesi gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bu dönemde ülserin delinmesi veya ülser kanaması nedeniyle hastanede yatan hastaların sayısında belirgin bir artış gözleniyor.
Ülser kanaması geçiren hastaların eğer şikayetleri devam ediyorsa mutlaka kontrolden geçmeleri gerekiyor. Ülseri tamamen iyileşmeyen hastaların ise oruç tutmaları tavsiye edilmiyor. Ayrıca ülser hastaları oruç tuttukları takdirde fazla miktarda ağrı kesici kullanıyorlar. Ancak bu hastaların ağrı kesici de kullanmamaları gerekiyor.

Ramazanda yüksek tansiyona bağlı sorunlar artıyor

Oruç tutan hipertansiyon hastaları tedavilerine dikkat etmemeleri durumunda önemli sorunlarla karşılaşabiliyor. Bu nedenle oruç tutmak isteyen hipertansiyon hastalarının mutlaka doktorlarına başvurmaları gerekiyor. Doktoru tarafından oruç tutmalarına izin verilen hipertansiyon hastalarının iftarda aşırı yemek yememeye dikkat etmeleri şart. Ancak hipertansiyon hastalarının ilaçlarını aksatmadan kullanmaları gerekiyor. Bu nedenle de oruç bu kişiler için tehlikeli sonuçlara neden olabiliyor. Ayrıca bazı kişiler oruç tuttuklarında daha stresli oluyorlar ve bu durum tansiyonlarının daha da yükselmesine neden olabiliyor. Ramazan ayının ilk günlerinde yüksek tansiyona bağlı sağlık sorunları daha sık yaşanıyor.

Böbrek hastaları ramazanda su ihtiyaçlarını karşılayamıyor

Böbrek yetersizliği tedavisinde bol su içilmesi gerekiyor. Böbrek hastalarının oruç tutmaları sakıncalı olup, böbrek yetersizliği olanların oruç tutmaları halinde yetersizlik daha da ilerliyor. Ramazan ayında böbrek hastaları, iftar ile sahur arasındaki dönemde su açıklarını kapatamadıklarından hastalığının farkında olmayan birçok kişi, ramazan sonrası böbrek yetersizliği nedeniyle doktora başvuruyor. Diğer taraftan böbrek taşı olan hastaların susuz kaldığı dönemlerde şikayetleri artabileceğinden dikkatli olmaları gerekiyor.

Oruç tutan depresyon hastalarında geri dönüşler yaşanabiliyor

Ağır depresyon, panik atak ve sürekli kaygı bozukluğu gibi psikolojik hastalıkları olanları oruç tutması uygun değil. Kişi mutlaka oruç tutmak istiyorsa bunu devamlı gittiği doktoruna danışmalı, eğer müsaade edilmiyorsa tutmamalıdır. Psikolojik tedavi gören insanların bir kısmının kullandığı ilaçların kanda çok dengeli olması gerekiyor. İlaçların bırakılması hastaların sorun yaşamasına ve nüks gibi sorunlara neden olabiliyor.