Bu Büstiyerler Ateş Ediyor

Bayan moda giyimde OXXO kalitesi ve şıklığı OXXOnun büstiyerlerinede yansımız.

Yazları olduğu gibi artık kış ve ceket altı giyimde de çok kullanılan büstiyerler özellikle genç kızlar tarafından çok beğeniliyor.

İşte o harika büstiyerler.

Bayan Moda Kadın Bustiyer Modelleri Bayan Moda Kadın Bustiyer Modelleri

Hamilelikte Yapılan Hatalara Dikkat

Hamile ve gebe adayı tüm bayanların dikkatle okuması uygulaması gereken bazı kurallar

hamile

Küçük balık yiyin
Hamilelikte doğru ve dengeli beslenmek çok önemli. Balık da sağlık açısından son derece faydalı ancak hamilelikte balık tüketirken dikkatli olmalısınız. Kılıç balığı, orkinos, köpek balığı gibi büyük deniz hayvanlarının etlerinde civa oranı daha fazla oluyor. Bu da ağır metal zehirlenmesine yol açabiliyor. Başlangıçta pek belirti vermeyen bu durum ileride kansere kadar giden sonuçlar doğurabiliyor. Küçük balıkları ve diğer balıkları yemeyen balık etlerini tercih edin. Ayrıca salam, sosis gibi işlenmiş besinlerden de kaçının. Bunlar nitratlar gibi toksik madde içermeleri nedeniyle bebek için risk yaratıyor. Çiğ yenmeleri de etle geçebilecek toksoplazma gibi hastalıklar açısından tehlike oluşturuyor.

Hamilelikte diyabetiniz mi çıktı?
Hamilelikte plasentadan salgılanan HPL (insan plasental laktojen hormon) nedeniyle şeker yükselmesine bir eğilim oluyor. Bunun asıl nedeni ise bebeğe sürekli şeker sağlamak ve beslemek. Diyabetik annelerde zaten yüksek olan şeker HPL etkisiyle daha da yükseliyor ve diyabetik komaya kadar giden sonuçlar gelişebiliyor. Bol şekerli gıda ile beslenmek bu riski artırıyor. Bol tuzlu beslenmek de hipertansiyonu artırıcı bir rol oynuyor. Hipertansiyon preeklempsi tablosunu oluşturarak anne ve bebeğin hayati tehlike altına girmesine neden oluyor. Bu yüzden hamilelik döneminde de tuz tüketimi miktarı 5 gramı geçmemeli. Doğrudan tuz alımı dışında, örneğin; peynir, zeytin, turşu, kuruyemiş ve salamura gibi tuzlu gıdalara da dikkat edilmeli.

Günlük 2900 kaloriden fazlasını almayın
Aylık kilo alımınız ne çok ne de az olmalı. Hedef kilonuzu doktorunuzla konuşun ve haftalık–aylık olarak kilonuzu kendiniz de takip edin. İstenenden fazla kilo almanız diyabet ve preeklempsi gibi hamilelik komplikasyonlarını artırabiliyor. Dolayısıyla günlük kalori alımınız 2900 kaloriyi geçmesin. İstenenden çok az kilo almanız da bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Örneğin bebekte SGA (hamilelik haftasına göre küçük bebek) ve buna bağlı ileride nörolojik ve gelişimsel sorunlar, aşırı kısa boy gibi problemlerin görülme riski artıyor. Ayrıca hipertansiyon, kardiyovasküler ve serebrovasküler hastalık, insüline bağımlı olmayan diabetes mellitus gelişebiliyor.

Kahve keyiflerinizi azaltın
Kahve anne adayında kan basıncını ve nabız atış sayısını artırıyor. Hamilelikte zaten artan bu değerler kahve ile daha da abartılı hale gelerek sorun oluşturabiliyor. Aynı uyarıcı etki bebekte de oluşuyor ve bebeğin uyku düzeni daha anne karnında iken bozuluyor. Ayrıca bebeğin idrar miktarı artıyor ve sıvı kaybı gelişebiliyor. Bu gibi sorunların önüne geçmek için kahve tüketimini kısıtlayın, içecekseniz kafeinsiz olanları tercih edin. Asitli içeceklerden, mide yanmasını artıracağı için kaçının. Kolalı içeceklerde de kafein olduğunu unutmayın, dolayısıyla kahve için yapılan uyarılar bunlar tüm kafein içeren içecekler için geçerli.

Sigara ve alkol düşüğe neden olabiliyor
Hamilelikte sigara tüketimiyle nikotin ve kanserojen maddeler bebeğe geçiyor; bunun sonucunda da bebekte gelişme geriliği, düşük, erken doğum ve ölü doğum meydana gelebiliyor. Her gün alkol almak ya da kısa bir süre içinde çok fazla alkol tüketmek de bebek için tehlike oluşturuyor. Örneğin; yüzde anormallikler, gelişim yavaşlığı gibi çeşitli belirtileri olan fetal alkol sendromuna neden olabilmesi.

Formda kalmak için sporu abartmayın
Hatalı spor her şeyden önce iskelet sistemine zarar verebiliyor. Kas spazmları, hatta kas kopmaları ve kemik kırıkları bile gelişebiliyor. Bu nedenle iyi bir antrenör ile çalışmak, daha sonra tek başına spor yapmaya başlamak gerekiyor. Spor ne gereğinden az ne de gereğinden fazla olmalı. Çünkü gereğinden fazla spor erken doğuma sebep olabiliyor. İdeal spor herkese göre değişmekle birlikte kalp hızını yüzde 50 artıracak kadar olması yeterli geliyor. Bu da genellikle 30-40 dakika orta tempoda bir spor demek.

Banyo suyunuz 37 dereceyi geçmesin
Çok sıcak banyo yapmak, buhar odaları ve saunalar hamileler için tehlikeli olabiliyor. Örneğin; tansiyonunuz düşebiliyor ve bayılma riskiniz oluyor. Bebekte de bu tansiyon düşmeleri sırasında kan akımı azalıyor. Bu süre uzarsa spastik bebek riski artıyor. Bu nedenle banyo suyu sıcaklığının 37 dereceyi geçmemesi gerekiyor.

Hatalı hijyen enfeksiyon getiriyor
Hijyenik kadın pedi doğal malzemeden üretilmiş, kokusuz ve renksiz olmalı. Çünkü perine bölgesi için yapılmış spreyler ve temzlik bezleri irritasyon yaratabiliyor. Yanlış perine hijyeni de vajinal enfeksiyon ve idrar yolları enfeksiyon riskini artırıyor. Bunun sonucunda da erken doğum olabiliyor. Ayrıca vajina içi yıkanmamalı, çünkü bu alışkanlık vajinanın asiditesini bozarak enfeksiyon ve erken doğum riskini artırabiliyor.

Yatak odanızdan çiçeği kaldırın
Yatak odanızda çiçek olmamalı. Geceleri bitkiler de oksijen soludukları için çiçekleri diğer odalara almayı ihmal etmeyin. Aksi halde hipoksi, hipertansiyon ile baş ağrıları gibi sorunlar gelişebiliyor. Kurdele çiçeği ise formaldehiti yok ediyor ve bu sayede de zehirlenmelerden koruyor. Dolayısıyla evde bulunması önerilen bir çiçek.

Uyurken cep telefonunuzu başucunuza koymayın
Hamileyken bilgisayar kullanımını kısıtlayın. Hamilelikte elektromanyetik radyasyon bebekte henüz çok bilinmeyen bazı değişimlere sebep olabiliyor. Hamileyken de uzun saatler bilgisayara bakma pozisyonu iskeletiniz için de zararlı olabilirken kas spazmları, lumbago gibi ani bel ağrılarına yol açabiliyor. Cep telefonu ile konuşma süresini günde 2 kez 5’er dakika ile sınırlandırın. Cep telefonlarını yakınınızda tutmayın, başucunuza koyarak uyumayın, şarja takmayın. Aksi halde batarya patlaması ve elektromanyetik radyasyon gibi hamilelikte de fiziksel risklere maruz kalabilirsiniz. Hem yaydığı dalgalardan korunmak hem de deliksiz iyi bir uyku için cep telefonunuzu kapatın.

Hamilelikte Havuza veya Denize Girmek

Hamilelikte Havuza veya Denize Girmek Zararlımıdır?

Birçok anne adayının merak ettiği sorulardan biri de gebelik döneminde yüzmenin sakıncalı olup olmadığıdır. Gebelik döneminde annenin hareket etmesi bebeğin sağlığı için oldukça faydalıdır. Kasılmaları, ani krampları önlediği gibi fetusun gelişiminde büyük ölçüde rol oynar. Yüzme ise neredeyse tüm kasların harekete geçtiği, oldukça aktif olunabilen bir spor dalıdır.Hamilelik boyunca normal tempoda, aşırı derecede yorulmadan, sakin, dikkatli bir şekilde, sığ ve temiz yerlerde uygun stille ve nefes kontrolü yapılarak yüzüldüğünde faydasının görülmesi olağandır. Bu nedenle hamilelikte yüzme etkinliğinin sakıncalı olduğu söylenemez, aksine önerilir. Gebeliğin ilk dönemlerinde yüzmek bulantı ve kusma şikayetlerini azaltır, vücudun rahatlamasını sağlar. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ise ağırlaşan vücut kitlesi nedeniyle meydana gelen bel ve sırt ağrılarını azaltır. Fakat gebelik boyunca yüzme dışında scuba-diving, su kayağı, sauna, jakuzi gibi etkinliklerden kaçınılmalıdır.Bir anne adayının 3-4 günde bir yarım saat kadar kendine uygun bir şekilde yüzmesi yeterlidir. Yüzmeye başlamadan önce ve yüzme faaliyetini bitirdikten sonra dehidrasyonu (su kaybı) önlemek açısından yeterli miktarda sıvı tüketilmelidir.Yüzmeye başlamadan önce anne adayının ufak ısınma hareketleri yapması yüzme sırasında oluşabilecek krampları önlemede etkilidir. Belli aralıklarla yüzmek daha faydalı olacaktır. Ancak bu faaliyetin sağlıklı bir biçimde yapılabilmesi için koşulların uygun olması gerekmekedir.Bir anne adayının havuzda yüzme eylemini gerçekleştirmesi enfeksiyon oluşma riski nedeniyle sakıncalıdır. Anne adayı uygun bir plajda, öğle saatleri dışında bir partnerle yüzebilir. Kurallara uyulduğu ve gerekli itina gösterildiği takdirde herhangi bir sorunla karşılaşılmayacağı muhtemeldir.

Daha önce ki yazılarımızda yaz aylarında anne adaylarının yüzmesinde bir sakınca olmadığını söylemiştik. isteyen bayanların bilmesi gereken diğer püf noktaları ve sakıncalarını, nelerden kaçınmanız gerektiğini bu yazımızda sizlere aktaracağız.diye düşünen bayanlara kısa olarak, sakıncalı olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü suyun kaldırma gücüyle beraber vücuda binen yük bir hayli azaldığından hamile kadın rahatlar. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta girilen suyun temiz olmasından emin olmaktır. Eğer havuza girilecekse suyun temizliğinden emin olmalısınız. Şüpheli durumalarda kesinlikle herkese açık havuzlara gebe kadınların girmesi önerilmemektedir. Konu suyun temizliği ise deniz her alanda havuzdan daha güvenilir bir seçenektir. Fakat deniz suyuna kanalizasyon suyu karıştıysa bu olay bir hayli ciddi sonuçlar doğurabilir. için kıyı seçerken temizliğinden emin olduğunuz bir kıyı seçmeniz hem sizin, hemde bebeğinizin tehlike altında olmaması açısından önemlidir.Hamile kadınların denize girmesinde bir sakınca olmadığını hatta daha iyi bir eylem olduğunu belirttik. Gebe kadınlar denize girerken günün sıcak olmayan saatlerini seçmeleri gerekiyor. Sabahın erken saatleri denize girmek için uygun bir saattir.Hamile kadın denizden çıktığında ıslak vücudu ile gezmemeli ve hemen kurulanmalıdır. Denizden çıktından sonra en kısa sürede ılık bir duş alması faydalı olacaktır.Bronzlaşmak için güneşin altında haddinden fazla kalmak yanlış bir harekettir. Uzun süreli aşırı sıcakta durmak düşük riski yaratabilir. Ayrıca bu durumu yaşayan hamile kadınlar sıcak çarpmasına sebebiyet veren unsurları engellememiş olurlar. Günün en sıcak saatlerinde hamile kadınlar denize girmemelilerdir. Bu saatlerde bol sıvı tüketip ve istirahat etmeleri gerekmektedir.

Hamile Kadının Saç Boyaması

Hamile kadınların en büyük sıkıntılarından birtanesi de gebelik sırasında alınan ilaçlar, karşılaşabilecekleri radyoaktif ışın veren cihazlar ve kimyasal maddelerdir. Bu kimyasal maddeler, solunum yoluyla, ağız yoluyla veya tensel temas ile alınabilirler. İlaçların içerisindeki reçetelerde kullanılacak olan ilacın gebe bir kadın tarafından kullanılıp kullanılamayacağı veya kullanılmasındaki kar zarar hesabının hekime danışılması belirtilmiştir. Bazı maddeler anne karnındaki bebeğin ( yani fetus’un) gelişimini olumsuz etkileyeceği gibi bazı maddelerinde hiçbir yan etkisi olmadığı deneylerle gösterilmiştir. Bazılarının ise, kötü etkilerinin olup olmadığı halen bilinmemektedir. Bazıları ise, gebeliğin belirli sürelerine kadar zararlı etkili, daha sonraki aylarda zararsızdır. Bu yan etkiler, bebeğimize hem fiziksel hemde zihinsel zararlar verebilir, gelişimini engelleyebilir.

Gebe Hamile Saç Boyama

İlaç kullanmamız gerekiyorsa ve gebeysek, yalnız ve yalnız hekimimizin önerdiği ilaçları, veya başka bir hekimin önerdiği ilaçları ona gebe olduğunuzu hatırlatarak ve doğum doktorunuzun onayını alarak kullanınız.

Kozmetik ( saç boyaları, kremler, parfümler, temizleyici maddeler ve bu gibi) kullanımında, genelde, en sık problem saç boyalarıdır. Hanımlarımız gebelik esnasında da, saç renklerini ve modellerini değiştirmek isteyeceklerdir. Sıklıkla kullanılan, kalıcı ve yarı kalıcı boyaların içindeki maddelerle yapılan deneylerde anne karnındaki bebek üzerine zarar verici etkileri görülmemiştir. Fakat tedbirli davranmak için, doğum sonrasına kadar saçlarını boyatmayabilirsiniz, saçınızda değişiklik yapmak, beyazlarınızı gizlemek veya dip boya yaptırmak istiyorsanız, gebeliğin ilk üç ayından sonra, bitkisel saç boyaları kullanabilirsiniz. Saç düzelticilerin ( straightener) ki bunlar sodyum hidroksit ve bisülfit denilen kimyasal oluşumlardır ve kullanılmaları tavsiye edilmemektedir. Saç düzeltmelerin, hava ısı ve press yolu ile yapılması daha güvenlidir. Perma gibi yöntemlerde ise kullanılan kimyasal maddeler saçlı deriden emilip kana karışabilir. Bunların kullanılması ile bebekte doğumsal sakatlık gelişmesi arasında ilişki saptanamamıştır, fakat tamamen güvenilir olduğunu söyleyebilmek içinde daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Bu yüzden tedbiri elden bırakmamak için doğum sonrasına kadar saçlarınız doğal kalmasında fayda vardır. Daha evvel perma yaptırmışsanız şayet, merak etmeyiniz hiçbir rizikosu yoktur.

pregnancy-hair-treatment

Halen piyasada olan deodorant, şampuan, ve diğer cilt bakım ürünlerinin, bebek gelişimi üzerine zarar verici etkileri olup olmadığı üzerine yeterli bilimsel araştırma olmamakla beraber şimdiye kadar herhangi bir problem rapor edilmemiştir.Cilt için kullanılan kremleri rahatlıkla kullanabilirsiniz. Cilt çatlaklarının oluşmasını azaltmak için kakao ve lanolin kremleri kullanılabilir.

Temizlik maddelerinden özellikle çamaşır suyu , tuz ruhu gibi buharlaşabilen temizleyicilerden ve bunların kullanıldığı yerlerden iyi bir havalandırma sağlanana kadar uzak durmanızı öneririz.

Sevgili hanımlar, Bebeğin gelişimindeki en önemli zaman ilk üç aydır. Bu süre içindeki zararlar diğer aylara göre daha fazla olmaktadır,kısa bir süre için biraz daha dikkatli olmak hem bizim hemde bebeğimizin sağlığı açısından faydalı olacaktır.

Hamilelerde Cinsel İlişki

Hamilelerde Cinsel İlişki

De Lee, 1934′ te yazdığı The Principles and Practice of Obstetrics adlı kitapta, gebelikte cinsel ilişkiyi yasaklamak için dört neden saymaktadır.
1. Düşük tehlikesi: Penisin servikse yapacağı etki ile oluşabilir
2. Sinirsel şok: Sinir enerjisine zaten çok yüklenilmiş olan kadında şok oluşabilir.
3. Hayvansal içgüdüyü izlemek: Hayvanlar içgüdüsel olarak gebelikte çiftleşme yapmazlar.
4. Enfeksiyon riski: Özellikle ilk üç ve son üç ayda fazladır.
Bu öneriler yıllarca gebelikte cinsellik konusunda hekimlerin taşıdığı düşünceleri özetlemektedir.
Prof. Dr. Ş. Çanga ve Prof. Dr. İ. Önder 1977 tarihli Propedötik(Kadın-Doğum) adlı kitaplarında gebelik sırasında cinsel ilişkinin sınırlandırılmasının doğal olduğunu, zaten gebede cinsel ilişki arzusunun ileri derecede azaldığını, kadının bütün ruh ve hayal alemi ve organizasyonu ile kendini taşıdığı çocuğuna verdiğini belirtmektedirler. Yazarlar, öyküsünde mükerrer abortuslar bulunan kadınlarda cinsel ilişkinin bütünüyle kesilmesi gereğini vurgulayarak, bu kadınlarda ilişkinin mekanik olarak ya da genital organlarda oluşan hiperemi nedeniyle abortuslara neden olabildiğini söylemektedirler. Ayrıca doğumun başlamasından önce yapılan cinsel ilişkinin puerperal enfeksiyonlara zemin hazırladığı belirtilmiştir. Bu nedenle gebeliğin ikinci ayından başlayarak cinsel ilişkilerin ileri derecede sınırlanması ve doğum öncesi 6 haftadan başlayarak bütünüyle kesilmesi önerisinde bulunulmuştur.
Ek bir etmen olarak semende prostaglandinlerin varlığının gösterilmesi gebelikte cinsel ilişkiyle ilgili sayılan yasaklayıcı nedenlere “prostaglandinler erken doğumu başlatabilir” gerekçesinin de eklenmesine yol açmıştır.
Yıllar boyunca gebelikte cinsellikle ilgili yaklaşımlar, bilimsel verilere dayanmaktan çok geleneğe dayalı standartların sürdürülmesi biçiminde olmuştur. “Her gebe için uygundur” yaklaşımı bireysel ilgi değişkenliğini, fiziksel rahatlığı ve olguların gerçek deneyimlerini dikkate almamaktadır. Hekimler ve sağlık hizmeti veren diğer çalışanlar bu konuda bilimsel verilere sahip oldukça, bebek bekleyen çiftlere yanlış bilgi gidişi azalacaktır.

Gebelikte Cinselliğin Fiziksel Yönleri
Bilindiği gibi gebelikte belirgin fiziksel değişiklikler oluşmaktadır. Gebelikteki normal fizyolojik değişiklikleri gözden geçirdiğimizde bunların çoğunun gebe kadının cinselliğini dile getirmesini engellediği dikkati çeker. Örneğin erken gebelikteki bulantı-kusmalar, gebenin sıklıkla hissettiği halsizlik ve yorgunluk olumsuz etmenlerdendir. Üçüncü üç aylık dönemde beden değişikliklerinin artmasının yanında öne çıkan yorgunluk hissi nedeni ile kadın açısından cinselliğin söylenmesi beceriksiz ve rahatsız edici durum alır.
Kadının arzu ettiği biçimde cinsel yanıt vermesini engelleyen diğer etkenler mide yanması, idrar yapma isteği, kabızlık, fetüsün hareketleri ve bel ağrısıdır.
Gebeliğin erken dönemlerinde hormonal ve damarsal değişikliklere bağlı olarak memeler duyarlılaşmıştır. Bu durum cinsel yakınlaşmada olumsuz bir etken olabileceği gibi, ileri gebelik haftalarında orgazmla birlikte süt salınımının ortaya çıkabilmesi hem gebe hem de eşi açısından rahatsızlık verici bir durum yaratmaktadır.
Gebelikteki genital organlardaki artmış angorjman durumu cinsel uyarı sonucu daha da belirginleşir. Bunun sonucunda post koital kanamalar daha fazla görülecektir. Vazokonjesyonun neden olduğu dolgunluk hissi orgazmdan sonra da sürebilir ve rahatsız edici olabilir. Aynı biçimde vajinal salgılar da gebelikte artmıştır ve cinsel uyarılma ile çok daha belirgin olur.
Yapılan bir çalışmada gebelikte cinsel davranışlarını değiştirme gerekçeleri arasında kadınların %46’sı bedensel rahatsızlığı belirtmişlerdir.

Gebelikte Cinselliğin Psikolojik Yönleri
Cinsel istek ve cinsel işlev pek çok çevresel, kişiler arası ve kişinin kendine özgü etmenlerden etkilenmektedir. Cinsel performansı bilgisizlik, öfke, korku ve çeşitli olumsuz tutumlar değiştirebilir. Gebelikte gebe kadın ve eşi cinsel açıdan stres altındadır. Gebeliğin son üç ayı içinde kadında cinsel istek yitimi olduğu ortaya konulmuştur. Bir çalışmada gebe kadınların %23’ü cinsel aktivitede azalma nedeni olarak cinsel ilgide düşüklüğünü göstermişlerdir.
Gebelik, kadında daha önce ortaya çıkmamış olan psikolojik çatışmaları açığa çıkarabilir. Çocukluktan kalma kardeşlerle ya da anneyle yaşanan rekabet anımsamaları, dişilik rolüne ilişkin kendi çatışmaları, kendi bağımlılık gereksinimine ilişkin çatışmalar ve eşine duyduğu karşıt düşüncelerin tümü gebede sorunlar yaratabilir.
Erkeklerde de eşleri gebe iken cinsel ilişki için istekte azalma görülebilmektedir. Bunun bir nedeni, erkeğin gebeyi uygun olmayan bir cinsel arzu nesnesi olarak görmesidir. Erkekler bu dönemde çok güçlü duygular yaşayabilirler. En başta eve gelecek yeni konuk babanın erkekliğinin canlı bir kanıtı olacaktır. Gebenin ilgisi eşinden çok bebeğe yöneldikçe bir çeşit kıskançlık ortaya çıkacaktır.
Gebelik iki birey arasındaki cinsel yönden gelişmede bir basamaktır. Çiftin ilgi düzeyleri aynı değilse biri öbürünü “çok talep edici” ya da “çok reddedici” olarak algılayabilir. Bu zor dönemde hekimin yol göstericiliği çok yardımcı olacaktır.
Gebelikte kadın yaşadığı bedensel değişiklikler sonucu “çekiciliğini” yitirdiğini düşünebilir. Bu durumda erkek, eşinin değişen fiziğinden çok ona duyduğu sevgiyi öne çıkarmalıdır. Yoksa kadında eşinin evlilik dışı ilişkilere yöneldiği hissi doğabilir.

Gebelikte cinsel ilişkiyle ilgili olarak her iki eşte koitus sonucu fetüsün zarar görebileceği korkusu olabilir. Sağlık hizmeti verenler, eğer gebelikte koitusun sakıncalı olabileceğine ilişkin kanıt yoksa, bu korkuları gerekli açıklamalarla gidermelidirler.

Hamilelik Zehirlenmesi

Gebelikte Cinsel Etkinlik
Cinsel ilişki sıklığı:
Bu konuda yapılmış çalışmalardan Masters ve Johnson’ un çalışması ilk ve özellikle 3. ayda cinsel etkinlikte azalma olduğunu göstermektedir. Diğer 4 çalışma da gebeliğin sonlarına doğru cinsel etkinliğin azaldığını ortaya koymuştur. Örneğin bir çalışmada daha önce haftada 2-5 kez cinsel ilişki kuran çiftlerden gebeliğin ilk üç ayında cinsel etkinliklerini sürdürenlerin oranı %78 iken, 8. ayda %46’ya, 9. ayda ise %23’e düştüğü gösterilmiştir.

Cinsel ilgi ve orgazm: Nulliparlarda ilk üç ayda cinsel uyarılma ve performans etkinliğinde azalmaya karşı, multiparlarda çok az değişiklik olduğu;ikinci üç ayda ise cinsel uyarılma ve performansta her iki grupta da iyileşme saptandığı ileri sürülmüştür. Üçüncü 3 ayda cinsel ilgide azalma olduğu olguların çoğu tarafından ileri sürülmüştür. Bir çalışmada birinci üç ayda %28 olan ilgi azalmasının 9. ayda %75′ e çıktığı görülmüştür.
Gebelikte orgazmla sonuçlanan koitus oranlarında giderek azalma olduğu saptanmıştır. Ancak bir grup kadın gebeliğin tüm evrelerinde orgazm şiddetinde artma olduğundan söz etmiştir. Genellikle gebeliği önlemeyi düşünmeksizin ya da gebe kalındığı bilindiği için oluşan rahatlık duygusu bazı kadınlarda gebelikte cinselliği daha haz verici duruma getirebilir.

Koitus Dışı Davranış : Gebelikten önce koitus dışı davranışları (mastürbasyon, orogenital seks gibi) olan çiftlerin çoğunun gebelikte bu etkinlikleri terkettikleri görülmüştür.
Gebelikte cinsel etkinliğin yerini alıp çiftin yakın birlikteliğini sürdürecek aktiviteler bir çalışmada ele alınmıştır. Buna göre yalnızca el ele tutuşmak gibi yakın bedensel temas bile bir gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Önemli olan çiftin bedensel ve duygusal birlikteliğini sürdürmesidir. Pek çok çift gebeliklerinde ilişkilerine daha farklı açılardan bakabilmekte ve koitusa dayalı olmayan yöntemler geliştirebilmektedir.

Davranış Değişikliği : Gebelik ilerledikçe cinsel ilişki pozisyonlarında da değişiklik olduğu ortaya çıkmıştır. Örneğin bir çalışma sonuçlarına göre, gebelik öncesi dönemde olguların %80 oranında kullandığı “erkek yukarıda” pozisyonu gebelikte önemli oranda terkedilmiştir. Üçüncü üç ayda “yan-yana” pozisyonu ve “arkadan yaklaşımla vajinal giriş” pozisyonu daha çok kullanılan pozisyonlar olmuştur.
Gebelikler sırasında cinsel davranışlardaki değişikliğin nedeni olarak kadınlar, %46 oranında bedensel rahatsızlığı, %27 bebeğin zarar göreceği korkusunu, %23 cinsel ilgi yitimini, %17 ilişki sırasında gebeliğin getirdiği “beceriksizliği”, %8 hekimlerin önerilerini, %6 gebelik dışı nedenleri, %4 “çekiciliğini yitirdiğini”, %1’i de hekim dışı kişilerin önerilerini ileri sürmüşlerdir.

hamile gebe seks

Gebelikte Cinsel Etkinlik ve Geliştirebileceği Komplikasyonlar
Enfeksiyon: Doğuma yakın dönemlerde cinsel ilişkiyi sürdüren kadınlarda sürdürmeyenlere göre perinatal mortalite hızının 2-4 kat arttığı, bunun önemli bir nedeninin amnion enfeksiyonları olduğu Amerikan toplumunda yapılan bir çalışmada bildirilmiştir.
Acaba koitus amnion enfeksiyonuna nasıl neden olabilir? Bu konuda söz konusu çalışmada şu düşünceler ortaya atılmıştır:
a) Yeni bir cinsel yolla bulaşan patojen kadın genital yollarına koitus sonucu girebilir,
b) Serviks ya da membranlarda hasarlanma olabilir,
c) Seminal sıvı servikal müküsün vaginal bakterileri geçirmesini arttırabilir,
d) Seminal sıvı, vajen, serviks, fetal membranlar ya da amnion sıvısındaki antibakteriel sistemleri etkisizleştirebilir.
Ancak bu çalışmada çalışmacılar amniotik enfeksiyonun tanısını bakteriyel çalışmalarla değil de plasentanın subkoryonik plağına nötrofil infiltrasyonunun gösterilmesi ile koymuşlardır. Bu da çalışmacıların savlarını tartışılır kılmaktadır.
Bir başka çalışmada ise İsrail’de yaklaşık 11.000 gebe taranmış ve gebelikte cinsel ilişkinin sürdürülmesi ile gebeliğin herhangi bir döneminde erken membran rüptürü, düşük doğum ağırlığı ya da perinatal mortalitede artış olmadığı görülmüştür. Gebede erken membran rüptürü varlığı ya da eşin cinsel yolla bulaşan hastalık (CYBH) taşıyıcısı olması durumunda amnion enfeksiyonu riski çok artacağı için koitus yasaklanmalıdır.

Prematürite: Prematür eylemle gebeliğin son dönemlerindeki cinsel etkinliğin ilişkisi konusu öteden beri tartışılan konulardandır. Genellikle cinsel ilişkiden çok orgazmın prematür eylemle ilgili olabileceği üzerinde durulmaktadır. Kadınlarda taktil genital uyarılma oksitosin salınımına yol açmakta, orgazmda bu hormon düzeyi daha da artmaktadır. Oksitosin’in orgazmda üreme organlarındaki düz kas kasılmasından sorumlu olması gerekir.
Semenin içerdiği prostaglandinlerin uterin kontraksiyonlara ve prematür eyleme neden olduğu düşüncesi kanıtlanmış değildir.
Koitus, orgazm ve diğer cinsel deneyimlerin eylem kontraksiyonlarının başlamasıyla ilişkisiyle ilgili çelişkili çalışma sonuçları vardır.

Fetal Distres: Maternal orgazm sırasında uterin gerilme ile ve uteroplasental dolaşımdaki konjesyon sonucu geçici fetal bradikardi oluşabilmektedir. Gebeliğin son 4 haftası içinde cinsel yönden aktif olan gebe kadınlarda fetal distres insidansı daha yüksek bulunmuştur.

Doğum Sonu Cinsellik: Bebeğin doğumu çiftin ilişkisini değiştirecektir. Çocuk bakımı yorucudur, yalnızca fiziksel değil duygusal enerji harcamasına da yol açar. Bebek genellikle anne babaya yakındır. Çift, bebek yakındayken koitus yapmaktan çekinecek, ayrı bir odada ise “ya ağlamasını duymazsak” kaygısına kapılacaktır.
Bebeğin her ağlamasında süt emzirmenin önerilmesi bu bağlamda olumsuz bir etken olacağı gibi bebeğin ağlamasıyla angorje ve duyarlı olan memelerden süt salınımı olduğu görülecektir.
Vajinal lübrikasyon (kayganlık) azaldığından disparonia ortaya çıkacaktır.
Doğum sonu dönemde 3-7 ay süreyle cinsellikte azalma bildirilmekte ise de loşianın azalmasıyla çoğu olgunun 2-4 hafta içinde cinsel etkinliğe başladığı anlaşılmaktadır. Bu kadar erken koital aktiviteye dönülmesi önemli komplikasyonlara yol açmamıştır. Ancak geleneksel olarak doğumdan sonra cinsel aktivitenin 6 haftalık lohusalık süresince ertelenmesi önerilmektedir. Bunun gerekçesi açık olan servikal kanaldan asendan yolla bir enfeksiyonun girişini önlemek ve vajinal-perineal dikişlerin açılmasına engel olmaktır. Bu dönemde perine cildi gergin ve duyarlıdır. Vajinadaki kayganlık eksikliğine karşı başlangıçta yapay bir kayganlaştırıcı yağ kullanılabilir. İlk birkaç hafta içinde cinsel ilişki dışı yakınlaşma cinsel etkinliğin sağlıklı bir biçimde yeniden yerleşmesinde çok yararlı olacaktır. Bazı kadınlarda doğum sonu dönemde depresif bir ruh durumu ortaya çıkabilir. Bu durum ayrıca tıbbi tedavi gerektirebilir.
Bebeğin her ağlayışında gece ve gündüz yalnızca emzirmeyle beslenmesi durumunda ve doğumdan bu yana 6 aydan az süre geçmişse, emzirme gebelikten korunmada oldukça etkili ancak geçici bir yöntemdir. Etkili korunmayı sürdürebilmek için adetler başlar başlamaz, emzirmelerin sıklığı ve süresi azaldığında, ek mamaya başlandığında ve bebek 6 aylık olduğunda mutlaka güvenilir bir kontraseptif yönteme geçilmelidir.

Çoğu kadın ve erkek vajinal doğumun vajinayı genişlettiğini düşünür. Ancak daha önce vajinal kaslar kullanılmadan hiç egzersiz yapılmadıysa belirli bir gevşeklik söz konusu olabilir. Dolayısıyla Kegel egzersizleri denilen perine ve vajen kaslarının kasılmasıyla yapılan egzersizler yararlı olur. Bu egzersizlerin temeli pubokoksigeus kasını kasıp gevşetmeye dayanır. Bu kas idrar yaparken tutmayı ve yeniden idrar yapmaya başlamayı sağlayan kastır.

Kaynaklar:
1. Çanga Ş, Önder İ: Propedötik (Kadın-Doğum) 4. Baskı. Ankara Üni.Tıp Fak.Yayınları, sayı 348, Ankara 1979.
2. De Lee JB: The Principles and Practice of Obstetrics, 6th ed. WB Saunders, Philadelphia 1934.
3. Falicov C: Sexual adjustement during first pregnancy and the postpartum. Am J Obstet Gynecol 117:991,1973.
4. Gökşin E: Normal Gebelik ve Prenatal Bakım. Kişnişçi HA, Gökşin E, Durukan T ve ark. (Ed): Temel Kadın Hastalıkları ve Doğum Bilgisi. Güneş Kitabevi, Ankara 1996. Bölüm 2-4.
5. Mabray CR: Postpartum examination: A reevaluation. South Med J 72:1433,1997.
6. Morris NM: The frequency of sexual intercourse during pregnancy. Arch Sex Behav 4:501,1975

Gebelik ve Kalp Hastalıkları

Fizyoloji

Gebelik diğer sistemlerde olduğu gibi kardiyovasküler sistemde de bir çok değişikliğe yol açar. Bu değişikliklerin başlıcaları; kan hacminde artış, kalp debisinde artış, kalp hızında artış, nabız basıncında artış ve sistolik kan basıncı ile sistemik vasküler dirençte azalmadır.

Hamile Gebe

Gebeliğin 6. haftasından 2. trimestrenin ortasına kadar, giderek artan bir hızla kan hacminde artış ortaya çıkar. Bu hacim artışının hızı gebeliğin ortasından itibaren azalsa bile, kan hacmi artışı doğuma kadar sürer. Kan hacmindeki artış daha çok plasma ile olduğundan, gebelerde dilüsyona bağlı olarak hemoglobin konsantrasyonu ve hematokritte düşme görülebilir. Hematokrit %33-38 arasında Hb %11-12 gram olabilir. Bu duruma dilüsyonel anemi veya gebeliğin fizyolojik anemisi denir.

Kan hacmindeki artış, kalbin atım hacminde ve debisinde değişikliklerin olmasına yol açar. Kalbin atım hacminde yaklaşık %30-50 oranında bir artış görülür. Kalp debisinin ve atım hacminin artması gebeliğin 5. haftasında başlar ve 3. trimestrenin başına veya 2. trimestrenin sonlarına kadar sürer. Üçüncü trimestrede plato yapar. Gebelik ilerledikçe kalp debisi yan yatarken artar, sırt üstü (supin) yatarken düşer. Bu durum, supin pozisyonunda uterusun vena cava inferiora bası yapması nedeniyle venöz dönüşün azalmasına bağlı olarak ortaya çıkar.

İstirahat kalp hızı gebelikte ortalama olarak 10-20/dakika artar. Çoğul gebeliklerde kalp hızı artışı daha fazla olabilir. Yan yatarken kalp hızında azalma meydana gelebilir.

Gebeliğin ilk trimestresinde sistemik arteryel kan basıncı düşer. Kan basıncında düşme eğilimi ikinci trimestrenin ortasına kadar devam eder ve termden önce gebelik öncesi değerlere dönüş görülür. Kan basıncındaki bu düşüş gebelikle birlikte gelişen periferik vasküler direnç azalmasından kaynaklanır.

Doğum eyleminde anksiete, ağrı ve uterin kontraksiyonlar başta olmak üzere bir çok etken hemodinamik dengeyi etkileyebilir. Kalbin oksijen ihtiyacında 3 kat artış gelişebilir. Uterin kontraksiyonlar sırasında (özellikle, hasta yan yatmaktaysa) kalp atım hacminde %50 artış ortaya çıkar. Uterin kontraksiyonların kalp hızına olan etkileri pozisyon, sedasyon uygulaması ve analjezi gibi etkenlere bağlı olarak değişiklikler gösterebilir. Fakat kontraksiyonlar sırasında (en fazla doğumun 2. evresinde), hem sistolik, hem de diyastolik kan basıncı yükselir.

Hamile

Sezaryen ameliyatlı doğumlarda, vaginal doğumlardaki hemodinamik değişimler olmamakla beraber, intubasyon, anestezide kullanılan ilaçlar, kan kaybı, v.cava inferiora olan uterin basının ortadan kalkması, postoperatif uyanma ve ekstübasyona bağlı olarak hemodinamik değişimler olur.

Doğumdan sonraki dönemde olan hemodinamik değişimler de oldukça önemlidir. Fetusun çıkmasıyla birlikte, v.cava inferior basısı aniden ortadan kalkar ve kalbe gelen venöz kan miktarında belirgin bir artış ortaya çıkar. Ayrıca kontrakte olan uterus içindeki kan da sistemik dolaşıma katılır. Sonuçta doğum sırasında kanama olmasına rağmen, preload’ta artış meydana gelir. Bu da kalp atım hacminde artışa yol açar. Doğum sonrası 1. saatten itibaren kalp hızında azalma başlar ve 24. saatten sonra normal gebelik öncesi dönemdeki kalp hızına dönüş olur.

Normal gebelerde kardiyak muayene bulguları

Normal bir gebelikte egzersiz kapasitesinin azalması, çabuk yorulma, hiperventilasyon, dispne, göz kararmaları ve hatta senkop gibi semptom ve yakınmalar olabilir. Son trimesterde nabız basıncı aşırı artmış, kalp tepe atımı hiperaktif ve kolayca palpe edilir bir hal almış, aort yetmezliğini veya hipertiroidiyi taklit eden bulgular gelişmiş olabilir. Hatta juguler venöz dolgunluk ve ödem tablosu gelişerek kalp yetmezliğini taklit eden tablolara yol açmış olabilir. Volüm yüklenmesi nedeniyle aort yetmezliği veya mitral yetmezliği düşünülebilir. Pulmoner trunkus, pulmoner kapak kapanması ve sağ ventrikül aktivitesi palpable olabilir ve pulmoner hipertansiyondan ayırımı zor bir tablo yaratabilir.

Kalbin oskültasyonunda ilk trimestrede birinci kalp sesinde kuvvetlenme ve çiftleşme duyulur (S-1 çiftleşmesinde, inspiyumda ikinci komponentin amplitüdünde artış olması ile fizyolojik olduğu anlaşılır). Gebeliğin ileri evrelerinde yan yatan gebelerde S-2’de şiddetlenme ve bazen sabit çiftleşme duyulabilir. Bu oskültasyon bulgusunun da ASD veya pulmoner hipertansiyondan ayırımı gerekebilir. Normal gebelikte üçüncü ve dördüncü kalp seslerinin duyulmaması gerekir. Duyulurlarsa altta yatan bir hastalık olasılığı araştırılmalıdır.

Gebelik nedeniyle oluşan hiperkinetik dolaşım, yumuşak ve mid sistolik, en iyi alt sol sternal kenardan duyulan üfürümlere neden olur. Ayrıca meme arterlerinden kaynaklanan bir sistolik veya devamlı üfürüm duyulabilir. Ancak stetoskop bastırılınca meme damarlarından kaynaklanan üfürüm kaybolur.

Sağlıklı gebe kadınlarda, dolaşımdaki volüm yüklenmesi nedeniyle atriyoventriküler kapaklardan kaynaklanan diyastolik üfürümler duyulabilir. Ancak bu durum daha çok hasta gebe kadınlarda rastlanan bir bulgu olduğu için ekokardiyografik inceleme ile gerçek üfürüm nedeninin ortaya çıkarılması ve kapak hastalığının ekarte edilmesi gereklidir.

Gebelerde EKG

Normal gebelik sırasında QRS aksında çoğunlukla normal sınırlarda olacak şekilde sola veya sağa doğru eksen sapması olur. Hafif bir ST depresyonu ve T değişiklikleri görülebilir. III’te solunuma bağlı olarak P dalgalarının negatifleştiği görülebilir. V-2’de büyük R dalgaları olabilir.

Gebelerde EKO

Sağlıklı kadınlarda, gebeliğe bağlı olarak sol ve sağ ventrikül diyastolik çaplarında hafif bir artma, sol ventrikül sistolik çap ve fonksiyonlarının normal olması, sol ve sağ atriyal çaplarda hafif bir artış, hafif perikardiyal effüzyon gelişmesi, fonksiyonel trikuspit, pulmoner ve mitral yetmezlik bulguları ve trikuspit annulusunda genişleme görülmesi olağandır.

Gebelikte, stress testleri veya radyasyonlu tetkikler, fetusa zarar verebileceği için mümkün olduğunca yapılmamalıdır. Annenin ölümcül tehlikelerle karşı karşıya kalması halinde, gerekli bilgi verilerek ve izin alınarak, sadece hayat kurtarmak için son çare olarak yapılmalıdır.

genç güzel hamile kadın hamile kadın resimleri gebe kalmadan önce hamilelik testleri http://www.ekobayan.com

GEBELİK ve KALP HASTALIKLARI

A- Konjenital kalp hastalıkları ve gebelik

Konjenital kalp hastalığı olan annelerin gebeliklerinde prognozu ve bebeğin sağlığını etkileyen başlıca faktörler; defektin yeri ve yapısı, siyanozun olup olmaması, pulmoner vasküler direnç, hemoglobin düzeyi, fonksiyonel kapasite ile cerrahi onarım öyküsü ve tipidir. Siyanozun varlığı, fonksiyonel kapasitenin kötü olması, kalp yetmezliği ve aritmilerin olması, tromboembolik olaylar ve anginal semptomlar prognozun kötülüğünü gösterir.

Siyanotik annelerin yaklaşık %45’inde, asiyanotik annelerin ise yaklaşık %20’sinde bebek kaybı olduğu bildirilmiştir. Ayrıca düşük doğum ağırlığı ve premature doğum riski yüksektir. Doğan bebeklerde mental ve fiziksel bozuklukların görülme oranı normal populasyondan daha fazladır. Konjenital kardiyak anomalili bebek riski de normalden çok daha yüksektir (%4-16 arasında).

ASD (Atriyal Septal Defekt)

ASD’li hastalarda şant akımı soldan sağa ve NYHA (New York Kalp Cemiyeti) ya göre fonksiyonel kapasite 1 ise, gebelik genellikle oldukça iyi tolore edilir. ASD’li hastaların çoğunda doğurganlık çağında pulmoner hipertansiyon gelişimi ve siyanoz görülmez. Ancak siyanotik, pulmoner hipertansiyon gelişmiş ve aritmik olan kadınlarda gebeliğin önlenmesi en iyi tedavidir.

Komplike olmayan vaginal doğumlarda sekundum tipi ASD için infektif endokardit profilaksisinin gerekli olmadığı bildirilmiştir.

VSD (Ventriküler Septal Defekt)

İzole VSD’li kadınların gebeliği genellikle iyi tolore ettikleri bildirilmiştir. VSD’li annelerin bebeklerinde de konjenital kalp defekti olma oranı %20’nin üzerinde olarak bildirilmektedir. Doğum sırasında veya doğumdan sonra ani sistemik kan basıncı azalmasına bağlı olarak, pulmoner hipertansiyonlu olgularda şant sağdan sola dönebilir. Bu olgularda volüm replasmanı ve vasopressor ajanlar kullanılarak kan basıncının derhal stabilize edilmesi daha büyük komplikasyonları önleyebilmektedir.

PDA (Patent Ductus Arteriozus)

Soldan sağa şantlı PDA’lı olgular gebeliği genellikle iyi tolore ederler. Yine de bu olguların bazılarının klinik olarak kötüleşebileceğini kalp yetmezliği gelişebileceğini hatırlamakta yarar vardır. Sistemik kan basıncının düşmesi halinde pulmoner hipertansiyonu olan olgularda şant sağdan sola doğru dönebilir. Bu olgularda volüm replasmanı veya vasopressor ajanlar kulanılarak kan basıncı stabilize edilmelidir.

Aort koartasyonu

Hipertansiyonu olmayan, kalp yetmezliği ve anginal yakınmaları olmayan gebelerde genellikle sorun yaşanmaz. Ancak infektif endokardit, aort disseksiyonu veya Willis poligonunda anevrizma rüptürü gibi komplikasyon olasılıkları nedeniyle, özellikle hipertansiyonlu olguların gebelik öncesinde opere edilmeleri tavsiye edilmelidir.

Gebelik ve hipertansiyonun birlikte olduğu aort koartasyonlu olgularda serebral anevrizma kanamasını veya aortanın rüptürünü önlemek için fiziksel aktiviteler kısıtlanmalı, kabızlık önlenmeli ve kan basıncı kontrolü sağlanmalıdır. Gebelik sırasında yapılan cerrahi tedavilerin sonuçları da oldukça başarılıdır. Bu nedenle ağır ve kontrol edilemeyen yüksek tansiyonu olan veya kalp yetmezliği olan hastalarda, bir tedavi seçeneği olarak, ameliyat tavsiyesi yapılabilir.

TOF (Fallot tetralojisi)

Annenin hematokriti %60’tan yüksek, arteryel oksijen saturasyonu %80’in altındaysa, sağ ventriküler hipertansiyon ve senkopal epizotlar varsa prognoz kötüdür.

İster opere edilmemiş olsun, ister parsiyel operasyonlu olsun TOF’lu olgularda hamilelik ciddi hemodinamik değişikliklere yol açarak tehlikeli olabilir.

TOF’lu olguların çocuklarında %3-17 kalp defekti olasılığı bildirilmiştir.

Doğum sırasında inhalasyon analjezisi ve paraservikal veya pudental blok uygulanması önerilmektedir. Epidural bloktan hipotansiyona neden olabileceği için kaçınılması tavsiye edilmektedir (Olası hemodinamik sorunları en aza indirmek için, doğumun 1. evresinde segmental epidural blok uygulanması, 2. evrede de caudal veya pudental blok uygulanması ile birlikte epidural boşluktaki ilaçların etkisini azaltan opiyatların kullanılması önerilmektedir).

Eisenmenger sendromu

Eisenmenger sendromlu hastaların hamile kalmalarının önlenmesi en iyi tedavidir. Bu hastalarda %35-40 arasında maternal mortalite bildirilmiştir. Düşük, prematurite, intrauterin gelişme geriliği ve perinatal çocuk ölümü oranı da oldukça yüksektir. Bu nedenlerle terapötik abortus endikasyonu vardır. Spontan doğum her zaman sezaryen veya induksiyona tercih edilmelidir. Doğum sırasında anneye yüksek konsantrasyonda oksijen uygulanması ile birlikte arteryel oksijen saturasyonu izlemi ve hemodinamik izlem yapılması yararlıdır. 2. evreyi kısaltmak için vakum veya forseps kullanımının faydalı olabileceği bildirilmektedir.

Sezaryen uygulanacak olan hastalarda kullanılacak anes-teziklerin negatif inotropik etkilerinin olmamasına dikkat edilmelidir.

B- Kapak hastalıkları ve gebelik

(İnfektif endokardit profilaksisini unutmayınız!)

Mitral darlığı

Gebelikte en sık görülen kapak hastalığıdır. Hafif mitral darlığı olanlar genellikle gebeliği iyi tolore edebilirler. Ancak fonksiyonel kapasitesi düşük olan olgular ile kapak alanı orta veya ileri derecede dar olan olgularda, gebelik sırasında sıklıkla atriyal flutter/fibrilasyon gelişimi ve pulmoner staz ile pulmoner ödeme bağlı klinik tablolar görülebilir. Bu nedenle orta ve ağır mitral darlığı olan kadınlara gebelikten korunmaları veya kapak onarımından ya da valvotomiden sonra gebe kalmaları önerilmelidir.

Atriyal fibrilasyonlu olgularda, ventriküler kalp hızının kontrolünde betablokerler veya Digoxin yararlıdır. Eğer darlıkla birlikte yetmezlik de varsa, Digoxin’in öncelikle tercih edilmesi daha güvenli olabilir.

Kapak alanı 1,5 santimetrekareden geniş ve fonksiyonel kapasitesi iyi olan gebeler, normal vaginal doğumu genellikle iyi tolore ederler. Semptomatik ve kapak alanı orta veya ileri derecede dar olan hastalarda, doğum sırasında hemodinamik monitörizasyon ile birlikte gerekirse oksijen, Digoxin, diüretikler, betablokerler ve nitrat tedavisi uygulanmalıdır. Hastalar doğumdan sonraki saatlerde de mutlaka yakın izlem altında kalmalı ve hemodinamik monitörizasyon sürdürülmelidir. Çünkü, bu dönemde uterusun boşalmasına bağlı olarak, kalbin preload’unda ciddi bir artış ortaya çıkar. Mitral darlığı olan hastalarda epidural anestezinin tercih edilmesi tavsiye edilmektedir.

Ağır olgularda (Kapak alanı < 1 cm2), hastalar medikal tedaviyle kompanze edilemiyorsa, doğum öncesi dönemde balon mitral valvotomi veya kapalı komissurotomi endikasyonu vardır. Ancak radyasyon nedeniyle balon valvotomiden gebeliğin ilk trimesterinde kaçınılması ve cerrahi tamirin veya kapalı kommisurotominin tercih edilmesi daha yararlıdır.

Birinci trimestrede ağır mitral darlığı olan ve çocuk isteyen gebelerde izlenebilecek alternatif bir yol da, terapötik abortus sonrası darlığın giderilmesi ve daha sonra güvenli bir hamileliğin tavsiyesi olabilir (Çocuk isteyen kadınlarda darlığın giderilmesinde uygulanabilecek yöntemler; biyoprotez kapak replasmanı veya kapak onarımı, balon valvotomi ya da kapalı/açık kommisurotomi gibi tedavilerdir).

Mitral yetmezliği

Asemptomatik mitral yetmezliği hamilelikte genellikle iyi tolore edilir. Semptomatik hale geçen hastalarda diüretik ve Digitalis tedavisi başlanmalıdır. Eğer afterload düşürücü tedaviye gerek olursa Hydralazine güvenli bir seçenektir. ACE inhibitörleri gebelikte fetusa olan etkileri nedeniyle kontrendikedir.

Aort darlığı

Kapak alanı 1 cm2’den geniş olan gebeler genellikle gebeliği tolore edebilir. Daha ağır kapak darlığı olanlarda gebelik sırasında klinik durumda bozulma olabilir.

Dispne, angina, akciğer ödemi, presenkop ve senkop gibi ciddi semptomlar gelişen gebelerde gebeliği sonlandırma veya cerrahi tedavi endikasyonu vardır.

Orta ve ağır aort darlığı olan gebelerde maternal mortalite %17, fetal mortalite ise %32 olarak bildirilmiştir. Bu olgularda terapötik abortusun da maternal mortalitesi oldukça yüksektir.

Aort yetmezliği

Mitral yetmezliği gibi aort yetmezliği de gebelikte oldukça iyi tolore edilir. Semptomatik olan hastalarda diüretik, Digitalis ve Hydralazine tedavisi başlanır.

Mitral kapak prolapsusu

Ancak, kapak kalınlaşması veya kapak yetmezliği olan komplike olgularda infektif endokardit profilaksisi yapılmalıdır. Komplike olmayan mitral kapak prolapsusunda infektif endokardit profilaksisi endikasyonunda fikir birliği yoktur. Semptomatik olan olgularda sıkı kontrol altında betabloker tedavi önerilebilir.

C- Kardiyomiyopati ve gebelik

Dilate kardiyomiyopatili olgularda en iyi tedavi gebeliğin önlenmesidir. İlk trimesterde terapötik abortus endikasyonu vardır. Genellikle prognoz kötüdür.

Üçüncü trimestrede veya doğumdan sonraki 6 ay içinde gelişen dilate kardiyomiyopatilere peripartum kardiyomiyopati denir. Bu hastalarda prognoz dilate kardiyomiyopatiden daha iyidir. Olguların yaklaşık olarak yarısı veya üçtebirinde tanıdan 6 ay sonra tam iyileşme görülebilmektedir.

Akut kalp yetmezliği gelişen olgularda oksijen, diüretikler, Digitalis ve Hydralazine ile tedavi uygulanmalıdır. Bunların yeterli olmaması halinde nitratlar, Dopamine, Dobutamine veya Milrinone gibi ajanlar ancak son çare olarak tedavide yer almalıdır.

Hipertrofik kardiyomiyopatililerin çocuklarının %50’sinde de aynı hastalık görülebilir (otozomal dominant geçiş nedeniyle). Semptomatik olan olgularda betabloker başlanmalıdır. Gerekirse kalsiyum antagonisti ve diüretikler de tedaviye eklenir. Otomatik kardiyoverter defibrilatör implantasyonu ve dual chamber pacemaker implantasyonu yapılarak ani ölüm riski azaltılabilir ve semptomlar kontrol altına alınabilir.

Bu hastalarda sol ventrikül çıkımındaki gradienti arttırabildikleri için tokolitik ajanlardan kaçınılmalıdır. Bütün olgulara infektif endokardit profilaksisi yapılmalıdır.

D- Gebelerde Hipertansiyon

Tüm gebeliklerin yaklaşık %5-7’sinde, 22. haftadan sonra tansiyon yükselmesi olur. Doğumdan sonra düzelir.

Gebelikte kan basıncında gebelik öncesine veya 1. trimestreye göre sistolik 25 mmHg veya daha fazla yükselme ve/veya diastolik 15 mmHg veya daha fazla yükselme olması gebelik hipertansiyonu tanısının konmasını sağlar.

Bazen kronik hipertansiyon üzerine gelişen preeklampsi görülebilir. Bu durumda preeklampsinin böbrekler dışında karaciğer, beyin ve koagülasyon sistemleri başta olmak üzere bir çok sistemi etkileyen multisistemik bir hastalık olduğu unutulmamalıdır. Tedavi multidi-sipliner bir ekip tarafından yürütülmelidir.

Gestasyonel hipertansiyon başlıca 2 şekilde görülür.

1- İzole gebelik hipertansiyonu

2- Hipertansiyon + proteinüri + ödem (Gestasyonel HPE veya preeklampsi)

Komplikasyonları: HELLP Sendromu (hemoliz,transaminaz yüksekliği, trombositopeni) ve eklampsidir.

Tedavide; istirahat, DASH diyeti (veya kalsiyum alımının düşük olduğu bölgelerde yüksek kalsiyumlu diyet) ve gerekirse betabloker (Atenolol, Metoprolol, Oxprenolol, Pindolol gibi), Methyldopa, kalsiyum kanal blokerleri (Nifedipine, İsrapidine gibi), Prazosine veya Hydralazine gibi antihipertansiflerle ilaç tedavisi yapılabilir (Uzun süreli betabloker kullanımının fetal gelişme geriliğine yol açabileceği bildirilmiştir). En çok tecrübe Methyldopa’yladır.

HPE gelişen olguların yatırılarak tedavilerine başlanması tavsiye edilmektedir.

İlaç seçiminde birinci sırada kardiyoselektif (b -1 selektif) betablokerler ile Methyldopa, ikinci sırada ise diğerlerini düşünmek daha uygun olacaktır.

Akut hipertansif ataklarda kan basıncını akut olarak düşürmek için Nifedipine, Labetolol, Hydralazine gibi ajanların kullanılması tavsiye edilmektedir.

Generalize nöbetleri olan eklampsi gelişmiş hastalardaysa; Magnesium sulfat 1-3 gram yavaş olarak i.v. veya Diazepam 5-10 mg yavaş olarak i.v., Hydralazin i.v. veya Dihydralazin 6,25 mg veya Urapidil 12,5 mg i.v. gibi ajanlar kullanılarak tedaviye başlanmalı ve yakın takip, antikonvulsif ve parenteral antihipertansif tedavi ile hastalar stabilize edilmelidir. Burada önemli olan HPE gelişmiş hastaların zamanında hospitalize edilerek tedavi edilmesiyle, bu durumun büyük ölçüde önlenebileceğinin hiç unutulmamasıdır!

ACE inhibitörleri ve Anjiyotensin II antagonistleri gebe hastalarda kullanılmamalıdır. Diüretiklerden de gebelikte kaçınılmalıdır. Tuz kısıtlaması yapılmamalıdır.

E- Gebelik ve aritmiler

Sağlıklı kadınlarda gebelik sırasında herhangi bir organik kalp hastalığı olmadan sık atriyal ve ventriküler erken atımlar olabilir. Bu nedenle gebelerde organik kalp hastalığı yoksa veya oluşan aritmilerin hemodinamik etkileri yoksa, standart antiaritmik ajanların tedavide kullanımından kaçınılmalıdır. Varsa elektrolit imbalansının düzeltilmesi, aritmik etkili ilaçlar ile alkol ve kafeinli içeceklerin ve sigaranın yasaklanması ile tedaviye başlanmalıdır.

Annenin hayatını tehdit eden tekrarlayıcı veya devamlı ağır aritmiler var ise, öncelikle istirahat, sedasyon, vagal manevralar gibi saptanan soruna uygun genel tedbirlerin alınması ve etiyolojik etkenlerin araştırılarak düzeltilmesi gereklidir. Bunlar yeterli olamıyorsa bebek açısından da güvenli olan medikal veya girişimsel (pacemaker/ ablasyon/aritmi cerrahisi gibi) tedaviler uygulanmalıdır.

Yüksek ventrikül hızlı atriyal fibrilasyon gibi AV blokajın arttırılması gereken durumlarda Digoxin, betablokerler veya Verapamil kullanılabilir.

İntravenöz tedavi gereken ventriküler aritmilerde Lidocaine kullanılırken annenin plazma ilaç düzeyinin 2.5 m g/L’yi aşmamasına dikkat edilmesi önerilmiştir (Bu dozun üzerinde fetal depresyon geliştiği gösterilmiştir). İntravenöz Procainamide veya Kinidin ise hipotansiyona yol açabilir. Oral antiaritmik tedavide en güvenilir ilaçların başında Kinidin gelmektedir. Amiodarone ile ilgili bilgiler fetal kayıplara ve deformitelere yol açabildiğini göstermektedir. Ancak bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyaç vardır.

İleri dereceli AV bloğu olan gebelerde asemptomatik konjenital tam AV blok dışında, geçici veya kalıcı kalp pili (rate adaptive pacemaker’lar ön planda tercih edilerek) uygulanması endikasyonu vardır.

Hamile Adayındaki Genetik Hastalık Teşhisi

Genetik hastalıklar genellikle ciddi ve tedavileri hemen hemen imkansız hastalıklardır. Her gebelik genetik hastalıklar için risk taşır, bazı ailelerde ise bu risk daha da yüksektir. Ailelere sağlıklı çocuklar kazandırmak ve genetik hastalıklardan korunmak toplum sağlığı açısından büyük önem taşır.
Günümüzde en etkili korunma yöntemi genetik hastalıklar için riskli ve/veya genetik hastalıklı çocuğa sahip ailelere genetik danışma ve mümkünse prenatal tanı hizmeti vermektir.

Prenatal (doğumöncesi) tanı gebeliğin erken dönemlerinde kalıtsal geçiş gösteren hastalıkların saptanması ve yasal değerler çerçevesinde gebeliğin sonlandırılmasıdır.

Prenatal tanı hangi durumlarda uygulanır?

İleri anne yaşı (35 ve üstü)
İleri baba yaşı (55 ve üstü)
Ailenin önceden kromozom anomalili ve/veya doğumsal anomalili birçocuğa sahip olduğu durumlarda,
Ultrason muayenelerinde anomali saptanması
Ailede metabolizma hastalıkları için riskin bulunması
Ebeveynlerden birinin kromozomal translokasyon taşıması
Anne kanında bakılan alfa fetoprotein ve diğer biyokimyasal parametrelerin (üçlü test) yüksek risk göstermesi
Ölü doğum ve/veya nedeni bilinmeyen tekrarlayan düşük öyküsü
Hemofili, orak hücreli anemi, talasemi gibi kan hastalıkları için risk taşıyan gebelikler
Annede anksiyete
Prenatal tanı yöntemleri nelerdir?

Prenatal tanı için uygulanan testler iki ana gruba ayrılır:

1. Noninvazif (herhangi bir risk taşımayan) prenatal tanı yöntemleri

Anne kanında biyokimyasal değerlendirme
-Alfa fetoprotein (AFP)
-Alfa fetoprotein, bağlı olmayan östriol ve insan koryonik gonodotropini (üçlü test)
Bebeğin görüntülenmesi
-Ultrasonografi
-Manyetik rezonans görüntüleme
2. İnvazif (belirli oranda riski olan) prenatal tanı yöntemleri

Koryon Villus Biyopsisi (CVS)
Amniyosentez
Kordosentez
Fetal doku biyopsisi
Tekrarlayan düşükler genetik kaynaklı olabilir mi?

Yapılan araştırmalar kendiliğinden düşüklerin %50 sine bir kromozom anomalisinin neden olduğunu göstermiştir. Bir kromozomun eksik veya fazla olması genellikle embriyonun kendi kendini imha etmesi ile sonuçlanmaktadır. Kromozomal yapıdaki bu hatalı durum tesadüfen ortaya çıkabileceği gibi anne ya da babanın kendilerine herhangi bir etkisi olmayan dengeli kromozomal anomaliler taşımalarından da kaynaklanabilir. Bu nedenle iki veya daha fazla düşük öyküsü olan ailelere kromozom analizi, bir sonraki gebelikleri için de prenatal tanı önerilir.

Alfa fetoprotein nedir, nasıl değerlendirilir?

AFP, anne karnındaki bebeğin özellikle karaciğerinde üretilen ve gebeliğin 12. haftasından itibaren anne kanında saptanabilen bir proteindir. Sinir sistemini ilgilendiren spina bifida gibi nöral tüp defektleri başta olmak üzere pek çok anomalili durumda bu proteinin değeri yüksek bulunur. Anne kanında AFP düzeyinin değerlendirilmesi esas olarak bir tarama testidir ve 16-20. gebelik haftalarında uygulanır.

Üçlü test nedir?

Doğumda en çok görülen kromozom anomalisi ve zeka geriliklerinin en sık nedeni Down sendromudur. Down sendromunun ortaya çıkma olasılığı anne yaşının ilerlemesiyle birlikte artar. İlk kez 1984 yılında Down sendromlu gebeliklerde anne kanındaki AFP seviyesinin normalden düşük olduğu gözlenmiş ve bunun tarama amacıyla kullanılabileceği düşünülmüştür. Daha sonraki yıllarda AFP ile, bağlı olmayan östriol ve insan koryonik gonodotropininin birlikte değerlendirilmesinin ve yaş faktörüde eklenerek risk saptanmasının Down sendromu taramasında daha etkili olduğu belirtilmiştir. Günümüzde bu biyokimyasal parametreler üçlü test olarak bilinmektedir. Üçlü test 16-18. gebelik haftalarında uygulanır. Özellikle genç annelerde Down sendromu taraması için rutin kullanılmaktadır, ancak sonuçları ve yararlılığı halen tartışılmaktadır.

Koryon Villus Biyopsisi (CVS) nedir?

Koryon villus biyopsisi, anne ile bebek arasında iletimi sağlayan plasentadan ultrason kontrolü altında ince bir iğneyle 5mg kadar doku parçasının alınmasıdır. Bu doku parçasının analizi ile bebekte herhangi bir genetik hastalığın var olup olmadığı belirlenebilir.

Koryon Villus Biyopsisi kimlere ve ne zaman uygulanır?

CVS, prenatal tanı yapılması gereken pek çok durumda uygulanır. Özelliklede tek gen hastalıkları adını verdiğimiz ve DNA analizleri ile tanıları konulabilen hastalıklarda tercih edilir. İdeal olarak 9-11. gebelik haftalarında uygulanır.

Koryon Villus Biyopsisi’nin riskleri nelerdir?

Anne açısından en önemli komplikasyon enfeksiyondur. Vajinal yolla gerçekleştirilen Koryon Villus Biyopsilerinde karın bölgesinden girilerek yapılan CVS ne göre daha çok karşımıza çıkmaktadır. Leke tarzında kanama da sık görülen diğer komplikasyondur. Koryon Villus Biyopsisi ayaktan yapılan bir işlem olmasına rağmen hastalara iki hafta süreyle ağır iş yapmaları ve cinsel ilişkide bulunmaları yasaklanır. Koryon Villus Biyopsisi uygulanmasından sonra düşük meydana gelebilir ancak bunun oranı ile ilgili kesin bilgi vermek güçtür. Anne yaşı ve yeterli örnek alabilmek için yapılan girişim sayısı bu oranları etkiler. Genel olarak deneyimli kişilerce uygulanan Koryon Villus Biyopsisinin yaşa bağlı düşük oranını %1.2 artırdığı kabul edilmektedir.

Amniyosentez nedir?

Amniyosentez, az miktarda amniyon sıvısının rahim içinden ince bir iğne aracılığı ile çekilmesidir. Anne karnındaki bebeğin, gelişimi ve pek çok genetik hastalık bakımından durumu hakkında sıvının ve sıvı içindeki hücrelerin incelenmesi ile bilgi sahibi olunabilmektedir.

Amniyosentez kimlere ve ne zaman uygulanır?

Amniyosentez yukarıda belirtilen prenatal tanı gerektiren durumların hemen hepsinde uygulanır. Diğer yöntemlere göre uygulanması daha kolay ve riski azdır. En erken 13. gebelik haftasında, ideal olarak 15-18. gebelik haftaları arasında uygulanır.

Amniyosentezin riskleri nelerdir?

Amniyosentezde CVS gibi ayaktan yapılan bir işlemdir. Genellikle hastalara iki-üç gün istirahat önerilir. Komplikasyonları çok nadirdir. Bazen iğne yerinden kısa süreli sıvı sızması görülür. Anne yaşı ve gebelik haftası göz önüne alınarak, düşüğe yol açma oranı değerlendirildiğinde, amniyosenteze bağlı düşük oranının %0.3 ile %1.2 arasında olduğu görülür. Genel olarak deneyimli kişilerce yapılan amniyosentez sonrası düşük oranı %0.5 olarak kabul edilir.

Kordosentez nedir?

Kordosentez, ultrason kontrolü altında karın duvarından girilerek göbek kordonundan bebeğe ait kanın alınmasıdır. Alınan 1-4 ml. kandan bebeğin karyotiplemesinin yanısıra tam kan tahlili ve kan gazlarının ölçümüde rutin olarak yapılır.

Kordosentez niçin uygulanır?

Kordosentez genellikle gebeliğin 18. haftasından sonra uygulanan bir prenatal tanı yöntemidir. En sık olarak, ailenin geç başvurması, daha önce uygulanan prenatal tanı yöntemlerinin başarısız olması veya şüpheli sonuç elde edilmesi, ultrason muayenesinde anomali saptanması gibi bebeğin kromozom yapısının hızla belirlenmesi gereken durumlarda ve kalıtsal kan ve metabolizma hastalıklarının tanısında uygulanır. Gelişme geriliği olan bebeklerde kan gazlarının değerlendirilmesi, enfeksiyon hastalıklarının tanısı ve Rh uygunsuzluğu olan gebelikler diğer uygulama nedenleridir.

Kordosentezin riskleri nelerdir?

Diğer prenatal tanı yöntemlerine göre kordosentez daha ciddi komplikasyonlara yol açar. Anne açısından en önemli problem kanama ve enfeksiyondur. Uygulama sonrası bebekte ise kalp atımlarında yavaşlama, göbek kordonunda zedelenme gibi problemler görülebilir. Alt yapı ve deneyim komplikasyonların ortaya çıkma olasılığını etkiler ancak genel olarak komplikasyonlara bağlı bebeğin kaybı %4.8 civarındadır.

İleri anne yaşı özürlü çocuk doğumuna neden olur mu?

Evet. İlerleyen anne yaşıyla beraber özellikle kromozom anomalili çocuk doğurma olasılığı da artmaktadır. Bu hastalıkların en önemlilerinden biri Down sendromu (trizomi 21) dur. Örneğin 25 yaşında bir kadının Down sendromlu çocuk doğurma olasılığı 1/1348 iken, 30 yaşında bu olasılık 1/905 ve 35 yaşında 1/381 olmaktadır. Günümüzde artık kadınların çalışma hayatına yoğun katılımları nedeniyle geç yaşlarda doğum yapmayı tercih ettikleri düşünülürse, 35 yaş ve üzerindeki anne adaylarına prenatal tanı uygulanmasının önemi daha iyi anlaşılabilir.

Kromozom anomalisi nedir?

İnsanın genetik (kalıtsal) yapısını hücre çekirdeğinde bulunan 46 kromozom belirler. Bu kromozom setinin yapısal ya da sayısal olarak değişmesi kromozom anomalisi ve buna bağlı ağır zeka geriliği, iç organlara ait anomaliler, el-ayak anomalileri, gelişme geriliği gibi bir dizi klinik bulgu ile sonuçlanır. Kromozom anomalileri, prenatal tanı konulan hasta grupları arasında kesin tanı koyma olasılığı en fazla olan gruptur.

Metabolizma hastalıkları nedir?

Biyokimyasal yapımızda önemli yer alan proteinlerin, dolayısıyla enzimlerin genetik bir hata sonucu değişmesiyle ortaya çıkan kalıtsal hastalıklardır. Özellikle akraba evliliği yapan kişilerin çocukları arasında daha sık görülürler. Prenatal tanıları, günümüzde hızla gelişmekte olan moleküler genetik teknikleriyle büyük oranda yapılabilmektedir. Önemli olan hastalığın tanısının doğru olarak konulabilmesi ve prenatal tanı için deneyimli bir merkeze ulaşılabilmesidir.

Nöral tüp defekti, yarık dudak/damak, yumru ayak gibi anomaliler neden bazı ailelerde daha fazla ortaya çıkar?

Bu anomali tipleri çokgenli kalıtım adı verilen bir kalıtım şekli ile ortaya çıkar. Genetik yapının yanı sıra çevre faktörleride ortaya çıkmalarında rol oynar. Toplumda görülme olasılığı en yüksek olan hastalıklardır. Bir ailede bu anomalilerden birine sahip çocuk doğduğunda yakın akrabalar, özelliklede kardeşler arasında tekrarlama riski topluma göre 20 ila 40 kat artar. Ailedeki hasta sayısının artması, daha sonraki çocuklarda anomalinin görülme olasılığını daha da artırır. Prenatal dönemde yapılan ayrıntılı ultrason tetkikleride bu tip anomalilerin yakalanması açısından önem taşır. Nöral tüp defektleri ise ayrıca anne kanında bakılan alfa fetoprotein ile büyük oranda tespit edilebilir. Şüpheli durumlarda amniyon sıvısında AFP seviyeleri değerlendirilir.

TORCH nedir?

Gebeliğe ve bebeğe zarar veren toksoplazma, kızamıkçık, kızamık, suçiçeği, B tipi sarılık, herpes gibi mikroorganizma ve virüslerin kısaltılmış adıdır. Annede ortaya çıkan enfeksiyonun bebeğe zarar vermesi, etkenin tipine, özelliklede gebelik haftasına bağlıdır. Gebelik düşük veya ölü doğumla sonlanabileceği gibi, sistem anomalileri, zeka geriliği veya kronik enfeksiyona sahip bir bebeğin doğumuyla da sonuçlanabilir. Prenatal tanıları kordosentezle elde edilen bebek kanında özel antikorların değerlendirilmesiyle mümkündür. Ayrıca üç aşamalı ultrason tetkikleri ile 24. gebelik haftasından önce enfeksiyonun meydana getirdiği yapısal anomaliler %50 oranında saptanabilir.

Hamilelik Zehirlenmesi

Hamilelik zehirlenmesi (preeklampsi)  hamileliklerin yüzde 2-5’ini etkileyen, anne ve bebek ölümlerinin en önemli sebebi olan bir hamilelik sorunu olarak tanımlanır. Bu hastalık dünyada her yıl 100 bin civarında kadının ölümüyle sonuçlanan ciddi bir durum olarak bilinir. Bu hastalığın ortaya çıktığı hamileliklerdeki bebeklerde, anne karnında gelişme geriliği olasılığının dört kat fazla olduğunu belirtilir. Bu hastalığın 32’nci hamilelik haftasından önce gelişmişse erken, sonra gelişmişse geç preeklampsi olarak değerlendirilir. Erken preeklampsi ciddi (ağır) preeklampsi olarak da tanımlanır. Önceki hamileliğinizde bu tür gebelik yaşadıysanız veya hamileliğinizde bu bulguları taşıyorsanız Perinatoloji uzmanına görünmelisiniz.

Hamilelik Zehirlenmesi

Hamilelik zehirlemesinin belirtileri:

  • Hamileliğin ikinci yarısından itibaren gelişen hipertansiyon,
  • İdrarda protein görülmesi,
  • Vücutta ödem oluşması,
  • Oksijenlenmenin azalması,
  • Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulma,
  • Baş ağrısı, görme kaybı-bulanıklığı,

Şiddetli hamilelik zehirlenmesi (preeklampsi) beyin ödemine o da baş ağrısı-görme bulanıklığına yol açabilir, bazense sara krizi gibi istemsiz kasılmalara-bilinçte kapanmaya neden olabilir (ki buna eklampsi denir) hatta kimi olgularda beyin kanaması meydana gelebilir. Öldürücü sonuçlar ise karaciğer yırtılması, böbrek yetmezliği, vücutta yaygın kanamalar ve beyin kanaması ile olur.

35 Yaş Üstü Kadınlarda Sık Görülmekte

Hastalığın erken tanısı için hamilenin öyküsünün çok iyi alınması gerekir. Hastalık her 100 hamileden 5-8’inde görülürken, 35 yaş üstü hamilelerde, ilk hamileliğini yaşayanlarda, vücut kitle endeksi 30’un üzerinde olanlarda, önceki gebeliğinde hamilelik zehirlenmesi  (preeklampsi) geçirmiş kişilerde, damar hastalığı mevcut kadınlarda ve tedaviyle hamile kalanlarda daha fazla görülür. İlk vizitten başlayarak anne adayının tansiyonunun düzenli ölçülmesi, kilo alımının takibi özellikle 20. haftadan sonra gelişen preeeklampsinin zamanında farkedilmesini sağlar.
Hamilelik zehirlenmesinin tedavisi

Preeklampsi” (hamilelik zehirlenmesi) denilen hastalığın henüz bilinen bir tedavisi bulunmaz.. Nihai tedavi hamileliğin haftasına göre, hastalığın belirtilerinin ciddiyetine, bebeğin doğumdan sonra yaşayabilirliğine bağlı olarak hamileliğin sonlandırılmasıyla olur. Hamileliğin 12’nci haftasından itibaren riskli grup hastalarda, düşük doz aspirin kullanımının, preeklampsinin erken gelişmesini, belirti ve bulguların hafifletilmesini, aynı zamanda bebeklerde gelişme geriliğinin azaltılması sağladığını gösteren de buna karşı çıkan çalışmalar da mevcuttur. Hipertansiyonu ve ödemi azaltmakta az tuzlu, bol proteinli diyet işe yarayabilir.

Dış Gebelik Nedir

Dış gebeliğin belirtileri neler?

Dış gebelik, erken dönemde hekime başvurulmamışsa belli bir süre fark edilemeyebilir. Bu durumda genellikle kirli kahverengi bir kanama olur. Kanama süresi ve miktarı normal adet gününden farklılık gösterir. Kanama ile beraber ya da kanama olmadan kasık ağrısı da ortaya çıkabilir. Ağrı çoğunlukla dış gebeliğin yerleştiği bölgede görülür.
Dış gebeliğin başlıca belirtileri şunlardır:

 

  • Adet gecikmesi
  • Ağrı oluşması
  • Anormal kanama

Dış gebelik neden olur ve nasıl anlaşılır?

Hamile Kadın Gebelik Hamilelik

Tüp duvarına yerleşen dış gebelik, zamanla büyüyerek tüpü yırtar ve iç kanamaya neden olur. Bu iç kanama zamanında fark edilmez ve müdahale edilmezse anne ölümüne dahi neden olabilir. Üreme çağındaki bir kadında ani gelişen karın ağrısında dış gebelikten şüphelenilmelidir. Son yıllarda ultrasonografi kullanımının giderek fazla kullanılmasıyla dış gebeliğin erken tanısını ve tedavisini kolaylaşmıştır. Ayırıcı tanıda kadın üst genital sistemi enfeksiyonları, yumurtalık kistlerine bağlı acil durumlar ve karın içi diğer acil patolojiler (apandisit, akut idrar yolu hastalığı gibi ) düşünülmelidir.

Dış gebeliğin ortaya çıkmasındaki etmenler:

  • İleri anne yaşı
  • Sigara içilmesi
  • Anne adayının üst genital sistem enfeksiyonu geçirmesi
  • Rahim ve tüplerde enfeksiyon olması
  • Tüplerde doğuştan gelen iç yapı bozukluğu bulunması

Dış gebelikte erken tanı neden önemli

Dış gebelikte erken tanı konulduğu zaman annenin üreme kapasitesinin ciddi zarar görmesini engelleyebilmek mümkün. Daha da önemlisi dış gebeliğin neden olacağı iç kanamaya bağlı anne ölümleri engellebilir. Günümüzde erken tanı, sonografi ve kanda gebelik testinin (Beta HCG testi) yaygınlaşması sayesinde daha fazla artmıştır. Bazen tanı konulamayan durumlarda rahim içinden örnek alınması gerekebilir. Dış gebelik, erken tanı konulursa cerrahi yöntemlere gerek kalmadan medikal yöntemlerle de tedavi edilebilir.

Dış gebeliğin artmasının nedenleri nelerdir?

Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere 20 yıldır dünya genelinde dış gebelik oransal olarak artmaktadır. Araştırmalara göre tanısı konmuş gebeliklerin 1000’de 16’sının dış gebelik olduğu ve en sık 35-44 yaş arasında görüldüğü belirtilmiştir.

Dış gebeliğin artma nedenleri:

 

  • Yardımla üreme yöntemlerinin özellikle de tüp bebek işlemlerinin artması,
  • Cinsel temasla bulaşan hastalıkların artması ve buna bağlı olarak tüplerin yapısının zarar görmesi,
  • Erken tanıya olanak sağlayan vajinal ultrasonografinin ve kanda gebelik hormonunun (Beta HCG) kullanımıyla, dış gebelik tanısının daha kolay ve doğru konmasıdır.

Dış gebelik sonrası dönem

Dış gebelik hikayesi olan hastaların, tekrarlama riskinden dolayı bir daha gebe kalırlarsa hemen doktora başvurmaları önerilir. Ayrıca Beta HCG ve ultrason takiplerinin de titizlikle yapılması gerektiği konusunda bilgilendirilmeleri önem taşır. Rahim içi gebeliklerde olduğu gibi, dış gebelikte de eşler arasında kan uyuşmazlığı varsa daha sonraki gebeliklerde oluşabilecek bebeği koruma amacı ile kan uyuşmazlığı iğnesinin mutlaka yapılması önerilir.

Hamilelik Öncesi Yapılması Gerekenler

Folik Asit Kullanın

Hamile kalmayı düşünen kadınlara, 1-1.5 ay önce folik asit desteği almaya başlamaları önerilir. Çünkü folik asit eksikliği, bebeğin omurgasının açık kalmasına ve ağır sakatlıklara neden olabilir. Bilimsel araştırmalar, koruyucu amaçlı verilen folik asitin sakatlık oranını azalttığını gösteriyor.

Çalışma Şartlarınızda Düzenleme Yapın

Hamileliği riske sokacak olumsuzluklardan biri de, çalışan anne adaylarının iş yeri şartlarıdır. Anne, bebeğe zarar verecek gazlar ve alerji yapacak kimyasal maddelere temas ediyorsa çalıştığı ortamda enfeksiyon alma riski varsa, yüksek gerilim ve radyoaktiviteye maruz kalıyorsa, bu şartların hamilelik öncesi değiştirilmesi önerilir.

Sıgarayı Kesinlikle Bırakın

Sigara içen kadınlara, hamilelik öncesi bu kötü alışkanlığa veda etmesi önerilir. Bırakmak mümkün olmuyorsa sayının minimuma indirilmesi tavsiye edilir. Sigara, düşük ve erken doğumu artırdığı gibi, gebelik boyunca kanamalara da neden olabilir.

Çok Zayıf veya Çok Şişman Olmayın

Anne adaylarının aşırı zayıf ya da şişman olmaması gerekir. Kilo fazlası anne adayında hamilelik şekeri riskini artırır, tansiyonu yükseltir. Öte yandan aşırı zayıf olmak da anne adayları için risk taşır. Bu risklerin başında, erken doğum ve düşükdoğum ağırlığı gelir. Beden kitle indeksine (kilo bölü boy uzunluğunun cm. cinsinden karesi) göre, 27’nin üstü şişman; 18’in altı ise çok zayıf anlamına gelir.

Hastalığınız Var ise Tedavi Görün

Annenin geçmişe yönelik tansiyon, diyabet ya da tiroit hastalığı varsa dikkatli olması gerekir. Ayrıca anne adayının kan grubunun da bilinmesi gerekir. Anne ve babada Rh uyuşmazlığı (babanın Rh +, annenin Rh – kana sahip olması) bulunabilir. Bu durumun önceden bilinmesi ve hamilelikte kanama olduğunda ya da 28. haftada koruyucu aşı yapılması dünyaya gelecek bebeği korur.

Kist ve Miyonlara Dikkat Edin

Rahimde miyom varsa, bu hamilelik sıklıkla büyür ve buna bağlı ağrılar oluşabilir. Erken doğum riskinin arttığı durumlar, bebeği kaybetmekle sonuçlanabilir. Yumurtalık kistleri ise gebelik sırasında dönerek burkulma veya çatlama gibi acil operasyon gerektiren durumlara yol açabilir. Bu nedenle miyom ve kistlerin gebelikten önce değerlendirilerek, riskli ise çıkarılması düşünülebilir.

18 Yaş Altı ve 35 Yaş Üstü Riskli

18 yaş altı ve 35 yaş üstü anneler riskli grupta yer alır. Erken yaşta gebeliklerde vücut hormonal yönden tam olarak olgunlaşmadığı, kemik yapısı gelişimini tamamlayamadığı için doğum kanalı darlıkları nedeniyle doğum güçlükleri ortaya çıkabilir. 18 yaş altı gebeliklerde gebelik toksikozu denilen tansiyon yükselmesi olabilir ve vücutta şişlikler daha sık görülür. 35 yaşından sonra ise kadınların yumurtlama fonksiyonları ile hücrelerin genetik şifreleri bozulabilir, kromozom anormallikleri ve sakat doğum riskleri artar.

Gebelik ve hamilelikle ilgili hamilelik öncesi yapılması gereken testleri mutlaka okuyun !

Anemiyi Araştırın!

Derin anemi, bebeğin düşük kiloda ve erken doğmasına neden olur. Akdeniz anemisi ülkemizde yaygın olduğu için, annenin taşıyıcı olması durumunda babanın durumunun da mutlaka test edilmesi gerekir. Hem anne hem de baba Akdeniz anemisi taşıyıcısı ise bebeğin yaşamını tehdit eden, yaşam boyu takip edilmesi gereken “Derin anemisi” olan bir bebek doğurma riski olabilir. Bu nedenle evlenmeden önce eşlerin tam kan sayımı yaptırarak, anemisi olup olmadığının anlaşılması; eğer varsa Akdeniz anemisi ayırıcı tanısı için test yaptırması gerekir.

Bebekte Yürüme Gecikmesi Neden Olur?

Tıbbi Sorunlardan Dolayı

Doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası oluşabilecek bazı tıbbi sorunlar bebeğin yürümesinde gecikmelere sebep olabilir. Kas hastalıkları, metabolik hastalıklar, beyin felci, enfeksiyon, prematüre doğum gibi sorunlar genellikle en sık sebepler arasında yer alır.

Emekleme

Emekleme konusunda çok başarılı olan bebekler genellikle daha geç yürürler. Çünkü istedikleri yere emekleyerek daha hızlı ulaşabileceklerinin farkındalar. Bu nedenle de yürümek yerine emeklemeyi tercih ederler.

Fazla Kilo

Yaşı ve boyuna göre kilosu fazla olan bebekler yürümekte zorlanırlar ve yürümek istemeyebilirler. Bebeğe gereğinden fazla yemek yedirilmemeli ve yemesi konusunda zorlanmaması gerekir. Aşırı kilonun yürüme gecikmesinin yanı sıra başka fiziksel sorunlara da neden olabileceği unutulmamalı.

Ebeveyn Tutumu

Aşırı korumacı ebeveynler düşme, yaralanma endişeleri nedeniyle bebeklerini yere bırakmaz, hep kucaklarında taşırlar. Bu tutum bebeğin sadece yürümesinin gecikmesine değil, diğer gelişim alanlarında da gecikmelerin görülmesine neden olur.

Motivasyon Sorunları

Çocukların becerilerinin gelişmesi için fırsatlarının olması gerekir. Eline kaşık verilen çocuğun yemek yeme becerisinin gelişmesini gibi istediği eşyaya ulaşmak için uzanan, ayağa kalkmaya, yürümeye çalışan çocuğa da fırsat verilmelidir. Yürümeye fırsatı olmayan, her istediği önüne getirilen bebekler yürümeye gereksinim duymayacakları için bu alanda gecikme yaşayacaklardır.

Anne Sütünün Bebeğe Yararları

İlk 6 ayında anne sütü, bebeğin D vitamini dışındaki tüm gereksinimlerini karşılar. Kolay sindirilen ve içeriği kana kolay geçen anne sütünün içerisinde bebeğin gelişimi için gerekli olan yağ asitleri yoğun bir şekilde bulunur. İçerdiği mineraller de bağırsaklardan kolay emilir. Özellikle A ve C vitamininden zengin anne sütü içerdiği laktoz sayesinde kalsiyum emilimi artar.

anne sütü emzirmenin faydaları

Kolostrum doğumdan sonraki ilk 72 saat içinde salgılanan süttür, Antikor içeriği oldukça yüksektir. Bu, bebeği enfeksiyonlardan korur ve bağışıklık sisteminin gelişimini hızlandırır. Özellikle üsye ve ishal sıklığını azaltır.

Anne sütü bebek için doğal sakinleştiricidir. Her zaman sterildir ve bebeğin ileri yaşlardaki obezite riskini azaltır.

Anne sütü alan bebekler daha az kolik sorunu yaşar. Ayrıca diş, çene ve ağız gelişimine ait bozukluklara da daha az rastlanır.

Egzama, astım, Tip 1 diyabet , Multipl Skleroz, çölyak, ülseratif kolit,lenfoma ve bazı kanser türleri bebekken anne sütü ile beslenenlerde daha az görülür.

ABD’ de yapılan son araştırmalara göre emzirilen bebekler daha zeki ve yetenekli olur.

Bir önceki makalelerimiz emzirmenin faydaları ve anne sütünü arttırma yollarını okumanızı tavsiye ederiz.